İçimde ağır bir hava var bugün. Sanki gökyüzü değil de kalbim kapkaranlık… Nefes almak mümkün ama derin değil, umut etmek mümkün ama eksik.

Biz çocuklarımızı büyütürken başka bir dünya hayal ettik. Kimsenin hakkına girmeyen, kimseyi hor görmeyen, bir karıncayı incitmekten çekinen çocuklar yetiştirmek istedik. Bir çiçeğe su verirken sevginin ne demek olduğunu öğrensinler istedik. Bir hayvana dokunurken şefkatin, bir büyüğün elini öperken saygının kıymetini bilsinler dedik.

Ama dünya…
Dünya bizim öğrettiklerimiz kadar temiz değil.

Bugün bir anne olarak içimdeki en büyük korku şu: Çocuğumu ne kadar iyi yetiştirirsem yetiştireyim, başkasının öfkesine, nefretine, karanlığına denk gelme ihtimali. Okul dediğimiz yer… Evden sonra en güvenli olması gereken yer… Orada bile bir çocuğun hayatının son bulabileceğini bilmek, insanın içini parça parça ediyor.

Bir bakış yüzünden, bir söz yüzünden, bazen hiçbir şey yüzünden… Sokakta, kafede, tramvayda… Şiddet bu kadar kolay, bu kadar sıradan olmamalıydı.

Ve sonra o cümle geliyor kulağa:
“Vurana sen de vur.”

İşte tam orada duruyorum.
Çünkü bu cümlenin içinde çaresizlik var. Korku var. Ama çözüm yok.

Eğer biz de çocuklarımıza “vur” demeyi öğretirsek, farkımız ne kalır? Nefreti durdurmak için nefret üretmek… Yangını söndürmek için ateş taşımak gibi değil mi bu?

Ama diğer yandan, sadece iyi olmanın yetmediği bir dünyada yaşıyoruz. İşte en ağır yük de bu: Çocuğuna hem merhameti hem kendini korumayı öğretmek zorunda kalmak.

Bir anne-baba için en büyük miras çocuğudur. Evler, arabalar, birikimler değil… Onun kalbi, vicdanı, hayata bakışı. Ama artık sadece “iyi insan” yetiştirmek yetmiyor gibi hissediyoruz. Aynı zamanda güçlü, kendini savunabilen, farkında olan bireyler de olmalılar.

Yine de şuna inanmak istiyorum:
Merhamet hâlâ en büyük güçtür.

Çünkü bu dünya tamamen kararmadıysa, hâlâ iyi insanların varlığı sayesinde. Bir çocuğun başka bir çocuğa sarılması, bir yabancının yardım etmesi, birinin “dur” diyebilmesi sayesinde.

Belki de çözüm “vurmak” değil, “durabilmek”.
Dur diyebilmek.
Yanlışın karşısında susmamayı öğretmek.

Karanlık var, evet.
Ama biz çocuklarımıza ışığı öğretmekten vazgeçersek, o karanlık gerçekten kazanır.

Ben yine de çocuğuma şunu söylemek istiyorum:
“İyi ol. Ama güçlü de ol. Kimseye zarar verme… ama kendini de koru. Ve ne olursa olsun, kalbini karartmalarına izin verme.”

Çünkü belki de bu dünyayı değiştirecek olan şey, hâlâ iyi kalmayı başarabilen çocuklardır.