Annesiz ilk Anneler Günü... Cennet ayaklarının altındaydı. Şimdi Cennet'e gitti. Annemizi ve yasımızı içimize gömüp, babamızın iyileşmesi için dua ediyoruz. Kardeşimle birlikte dönüşümlü başucundayız...

HASTANEDE HAYAT YOĞUN VE PLANLI...

Güneş yavaş yavaş doğdu. Nispeten kapalı ama sıcak bir havaya merhaba diyoruz.

Annesiz Gununu Baba Ile Kutla1

Karşımda Teleferik, dağın yamacında yeşil bir örtü ile gizlenmiş evler... Kenan Evren tarafından yaptırıldığı söylenir... Sağlam ve güzel yapılar. Mis gibi bir dağ havasının tam ortasında...

Martılar uçuşuyor. Onların süzülüşünü izlemek keyifli... Daha erken diye mi Teleferik çalışmıyor yoksa bakımda mı?

Gözüm aşağıya indikçe karşımda medikal firmaları, eczaneler, radyoloji merkezi ve aralarına defne yaprağı misali ye iç karnını doyur, acını hafiflet mekanları... Ne alakaysa bir de oto ekspertiz, tabii ki birkaç otopark...

Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Nöroloji bölümü 3521 nolu odanın penceresinden gördüklerim bunlar...

Annemin odası acil manzaralıydı. İki kat altımızda 3312'de 13 gün yattı. Arka tarafa geçiyorum. Acil oradan gözüküyor.
Burada deniz manzarası da var...

Hastanede sabah erken oluyor. Saat: 06.30'da hemşireler geliyor. Hastalara gerekli bakımları yapıyor. 07.30 kahvaltı... Zeytin, peynir, çay İzmir usulü... 08.30'da doktor adayı öğrenciler geliyor. Tüm çalışanlar gibi geleceğin doktorları da güleryüzlü... Hasta ile ilgileniyorlar. 09.15 gibi doktorlar vizit yapıp, belirlenen program doğrultusunda tedavi devam ediyor. Hasta yanında kalan refakatçı da en büyük yardımcıları... Ne kadar idrar yaptı? Gece nasıl geçti? Bundan sonra ne göreviniz var? anlatıyorlar. Hemşireler nöbet değişiminde hastanın durumunu yeni nöbetçi hemşireye anlatıyor.

Teleferik çalışmaya başladı. Renk cümbüşü başladı. Kaya Termal de karşımda geçen hafta Yalçın ATA güven oyu aldı. Esnafın derdine çözüm bulacak...

10 Nisan'da başlayan serüvenimizde babam yoğun bakımdan servise geçti şükür. Bu ikinci servis olayı daha öncede gelmiş iki gün sonrasında yoğun bakıma geri dönmüştü.

Hastane maceramızın ilk bölümünde annemi, doktorların tüm çabalarına rağmen kaybetmiştik.

HATIRLAYALIM MI?

Hatırlayalım... Biz hiç unutmadık ki! Elimde olsa hep 09 Nisan'da kalmak isterdim. Ne güzel sohbet etmiştim babamla, annem erken yatmış her şey yolunda gidiyordu. Pet sonucunu alıp, Prof Dr Aziz Karaoğlu'na gösterip izin alarak önce İstanbul sonra Mersin'e gideceklerdi. Ancak siz plan yaparken kader kıs kıs gülermiş.

10 Nisan sabahına babamın çığlığı ile uyandık. Yere düşmüş ayakları yatakta kalmış. Terden sırılsıklam... Biz üstünü değiştirirken Tülin 112'yi aradı. Hemen gelen ambulans babamı DEÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Acil bölümüne getirdi. Annem, balkondan bizim arkamızdan ağlarken "Barış beni bırakma ben sensiz ne yaparım" diye ağlıyordu. Doktorlar hemen müdahale etti. İnme de 4 saat çok önemliymiş. Bizim farkettiğimiz zaman hemen 112'yi aramamız en doğru hareketmiş. Öncesinde kolda uyuşma ve göz kararması en önemli belirtileri ihmal etmeyin!

Abdullah hoca tüm ayrıntıları anlattı ve imza atmamızı istedi. "Ne yapılması gerekiyorsa yapalım hocam..."

(Daha önceki yazılarımda ayrıntılı anlatmıştım. Bakınız yazarın diğer yazıları...)

Gerekli işlemler yapıldıktan sonra inme ünitesi yoğun bakıma yatırılıyor.

İstanbul'dan kardeşim Tuna geliyor. Ertesi gün ailecek ziyaretteyiz.

Annem babamı son kez gördüğünü bilemeden dualar ediyor. "Seni çok üzdüm. Ben sensiz ne yaparım? Beni sensiz bırakma... " Onun nefes almakta zorlandığını görünce hemen acile götürüyoruz. "Yok ben iyiyim eve gidelim" diyor. Ama dinlemiyoruz tabii ki... Acilde tutuyorlar, oksijen seviyesi çok düşük diye... Göğüs Hastalıklar ile bağlantı kuruluyor. İki gün acilde kalıyoruz. İstanbul'dan halam da geliyor. Pazartesi serviste yer açılıyor. 3312 numaralı odanın hastası artık Aykan sultan... Son odası olduğunu bilmeden...

Dokuz Eylül Üniversitesi doktorlarına emanet Babam Mustafa Barış, annem Aykan Ayşen...

Babamdan korkuyoruz ona bir şey olursa biz anneme nasıl söyleriz. Anneme iyiye gidiyor diye bilgi veriyoruz. O penceresine gelen güvercinlerle haberleşiyor. "Barış'ımdan haber mi getirdiniz? İyi değil mi? El ele eve gideceğiz onunla... " Babam inme ünitesi yoğun bakımdan ana yoğun bakıma geçiyor. Enfeksiyon var. Anneme iyi diyoruz. O da "ne zaman eve gideceğiz? Bitsin artık diyor" Olmuyor... Oksijen seviyesi 24 Nisan Cuma günü 40 olunca mecburen entübe ediliyor. Saat: 11.00... Aynı saatlerde babam servise alınıyor. Nasıl bir çile bu yarış halindeler...

MELEĞİM MELEK OLUYOR...

Annem yoğun bakımda iki gün dayanıyor. Pazar günü kalbi duruyor, çalışıyor ama tekrar duruyor. Bu kez geri dönmüyor. Saat: 14.50'de sonsuzluğa yürüyor.

27 Nisan Pazartesi İkindi namazına müteakip, Seferihisar'da yeşillikler içinde cennetten bir köşeye götürüp, kalbimize gömerken babam yine yoğun bakıma alınıyor.

ANNEYE LOKMA, BABA SERVİSE...

4 Mayıs Pazartesi annemin lokmasını döküyoruz. Babamın yoğun bakımda görüş günü... Doktorlar tekrar servise alacaklarını belirtiyorlar. Annemden haberi yok... Durumu çok iyi değil. Ona annemi nasıl anlatacağız? Böyle acılı günlerde dostlarınızın değerini anlıyorsunuz. Son Mühür ailem her saniye yanımda yer alıyor. Akrabalar takipte... Dostlar, arkadaşlar...

YENİ DOSTLAR...

Hastanede dostlar ediniyorsun. Annemin odasında yatan hastalar. Babamın odasında yatan Mehmet amca, oğlu Ali... Ali'den çok şey öğrendim. Alt bağlama, temizlik... İkinci kez geldiğimizde onlar taburcu olmuştu.

Şimdi onun yerinde Attila Oscar ağabeyim var. Viyana'da yaşamış uzun süre... Tek başına, refakatçisi yok. Şu an Kuşadası yuvası... İlginç bir hastalığı var. Myastenia Gravis (MG)... Google amca, "bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırması ile sinir ve kaslar araşındaki iletişimin bozulması şeklinde anlatılabilecek kronik bir nöromüsküler hastalıktır." diyor.

Cuma günü Attila taburcu olurken Hakan ağabey acilden geliyor. Hafif bir inme geçirmiş. Hemen tedaviye başlanıyor.

Doktorlar, hemşireler, hastabakıcılar, personel hepsi birer dost... Yaptıkları işlemleri ve hastanızın durumunu her an öğrenebilirsiniz.

DÜNDEN İYİ YARINDAN KÖTÜ...

Babam iyiye gidiyor. Dünden iyi yarından kötü... Tam konuşamasa da birkaç basit kelime söylüyor. Acıları var. Henüz annemi bilmiyor. Ancak hissediyor. Elmanın yarısı yok artık...

ANNEM ANNEM...

Bugün Anneler Günü... Tüm annelerin bu özel günü kabul olsun. Onlar birer melek... Bizim her anımızı kollayan ardımızdan dualar eden...

Tam yazımı bitiriyorsun ki annemle aynı gün entübe edilen ama kendine gelip yoğun bakımda tedavisi devam eden, annemin oda arkadaşı Selma annede annemin yanına gitmiş. Sergen ve Sinem anneler günü arifesinde annelerini kaybetti. Allah rahmet eylesin... Bugün Gaziemir 15 Temmuz Cami ikindi namazı müteakip kalbimize gömeceğiz...

Artık kaybettiğimiz annelerimizin ardından dua etme zamanı...

Sizlerde, melek olarak sonsuzluğa yürüyen annelerimiz ardından bir Fatiha gönderirsiniz değil mi?

Bir de şifa bekleyenlere de...

Daima gülümseyin.