Türkiye'nin en büyük ihtiyacı, güvenilir Siyaset...

Türkiye, günbegün siyasete duyduğu güveni kaybediyor. Bu tür şeyler, halkın siyasete ve siyasetçilere olan inancını ciddi biçimde zayıflatıyor. Son günler, Cumhuriyet Halk Partisi içindeki tartışmaların artık yıllardır yan yana mücadele etmiş meslektaşlarınızın karşı saflara geçip birbirlerini hainlikle suçladığı türden bir siyasete dönüştüğü noktada, siyasi söylemin ne kadar dibe vurduğunu gösterdi.

Her şeyden önce, yeni anayasa tartışmaları gündeme geldiğinde, siyasetin ne olduğu ve ne olması (ya da olmaması) gerektiği sorusu var. Siyaset; dürüstlük, hesap verebilirlik, adalet ve bunun halk için bir hizmet olduğuna dair bilgi üzerine kurulmalıdır. Ancak bütün bunların kalbinde bile, bugün yerel meclislerde ortaya çıkan yeni usulsüzlük iddiaları ve ahlaki açıdan sarsıcı olaylar, vatandaşların güvenini daha da zayıflatıyor.

Belediye başkanlarından söz ederken daha önce kullanılan “iyi bir adam” olmanın ne anlama geldiğine dair algı, ne yazık ki kuzeye giden yersiz referans noktalarına saplanıp kaldı. Ortaya çıkan her yeni iddia bugün hâlâ pek çok vatandaşı şoke ediyor. Bu tablo, gençlerin siyasi coşkusunu azaltır ve onların uzakta kalmasını sağlar.

Evet, bu ülkeyi bugünkü hâline kavuşturanlar arasında siyasetçiler varsa, ancak ülkeyi daha iyi bir geleceğe kavuşturanlar da siyasetçi olacaktır. Siyasetin yozlaşması da ülkenin sorunlarını ele alamamasının bir başka nedenidir. Bir şey “tuz gibi kokarsa”, güvenilecek çok az şey kalır; siyasetin güvenilirlik maliyetleri de ülkenin ileriye gitme kabiliyetini durdurur.

Bu nedenle siyaset, güven, etik ya da ahlak, liyakat ve hizmet odaklı bir perspektif temelinde yeniden inşa edilmelidir. Ve Türkiye’nin geleceği için en üst, daha merkezi gereklilik budur.