Hayatta hepimizin yapmak istediği bir şeyler vardır. Kimi bir hayalin peşindedir, kimi bir insanın…
Kimi yıllardır verdiği emeğin karşılığını bekler, kimi ise hayatında yeni bir sayfa açmanın zamanını.

Fakat çoğu zaman istediğimiz şey hemen gerçekleşmeyince huzursuz oluruz.

“Ne zaman olacak?”

“Daha ne kadar bekleyeceğim?”

“Benim sıram ne zaman gelecek?”

diye sorarız kendimize.

Çünkü çağımız bize beklemeyi değil, hemen sahip olmayı öğretiyor.

Hemen cevap verilsin istiyoruz.

Hemen başarı gelsin.

Hemen sevilelim.

Hemen fark edilelim.

Hemen sonuç alalım…

Oysa hayatın bazı güzellikleri, aceleye gelmez.

Bazı kapılar vardır; ne kadar zorlarsan zorla açılmaz.

Bazı insanlar vardır; ne kadar uğraşırsan uğraş hayatında kalmaz.

Bazı hayaller vardır; bütün gücünle peşinden koşarsın ama bir türlü gerçekleşmez.

İşte tam da o noktada insanın kendisine sorması gereken soru şudur:

“Belki de henüz zamanı gelmedi?”

Çünkü her gecikme bir kayıp değildir.

Bazen gecikmek, korunmaktır.

Bazen olmamak, daha büyük bir yanlıştan kurtulmaktır.

Bazen kaybettiğini düşündüğün bir şey, aslında hayatın sana yaptığı sessiz bir iyiliktir.

Bunu çoğu zaman o anda anlayamayız.

Çünkü insan yaşadığı acının içindeyken, o acının kendisini nereye götürdüğünü göremez.

Ama zaman geçer…

Yıllar geçer…

Ve bir gün geriye dönüp baktığında, bugün neden olmadığını anlayamadığın bazı şeyler için şükretmeye başlarsın.

“İyi ki olmamış.”

“İyi ki gitmiş.”

“İyi ki o kapı kapanmış.”

“İyi ki biraz daha beklemişim.”

dersin.

Çünkü zaman bazen insanın en büyük öğretmenidir.

Sabır yalnızca beklemek değildir.

Sabır, beklerken kendini kaybetmemektir.

Yol uzadığında vazgeçmemektir.

Kimse seni alkışlamazken de çalışmaya devam etmektir.

Emeğinin karşılığını hemen alamadığında, verdiğin emeğin değerinden şüphe etmemektir.

Ve belki de en önemlisi…

Kendi zamanını başkasının zamanı ile kıyaslamamaktır.

Çünkü herkesin hayatı aynı takvimde ilerlemez.

Bir insan yirmi yaşında başarıya ulaşır, başka biri kırkında.

Biri genç yaşta hayatının aşkıyla karşılaşır, diğeri yıllar sonra.

Biri erken yükselir, diğeri uzun süre mücadele eder.

Ama geç gelen her şey değersiz değildir.

Hatta bazen geç gelen şey, insanın kıymetini daha iyi bildiği şeydir.

Bir çiçek düşünün…

Tohumu toprağa bıraktığınız gün açmasını bekleyemezsiniz.

Önce toprağın altında sessizce kök salar.

Kimse onu görmez.

Kimse büyüdüğünü fark etmez.

Sonra bir gün toprağın üzerine çıkar.

Ve herkes onun güzelliğini görür.

İnsan da böyledir.

Bazı dönemlerimiz dışarıdan bakıldığında hiçbir şey olmuyormuş gibi görünür.

Oysa içeride büyürüz.

Olgunlaşırız.

Güçleniriz.

Yanlışlarımızdan ders çıkarırız.

Kimin yanımızda, kimin karşımızda olduğunu öğreniriz.

Ve bir gün hayat bize yeni bir kapı açtığında, artık o kapıdan geçebilecek kadar hazır oluruz.

Belki de sen geride kalmadın.

Belki sadece kendi yolunda ilerliyorsun.

Başkasının hayatına bakıp kendini eksik hissetme.

Başkasının bugününe bakıp kendi yarının hakkında hüküm verme.

Çünkü sen onun hikâyesini bilmiyorsun.

O da seninkini bilmiyor.

Herkesin görünmeyen bir mücadelesi var.

Herkesin kimseye anlatmadığı yaraları, korkuları, geceleri ve bekleyişleri var.

Bu yüzden kendine haksızlık etme.

Henüz ulaşamadığın şeyler yüzünden kendini başarısız ilan etme.

Henüz gerçekleşmeyen hayallerin yüzünden umudunu kaybetme.

Çünkü bazı hikâyeler, en güzel bölümüne gelmeden önce uzun bir sessizlik yaşar.

Ve bazen hayatın en büyük değişimleri, kimsenin fark etmediği o sessiz dönemlerde başlar.

Bugün olmazsa yarın…

Ama elbette bunun anlamı oturup hiçbir şey yapmadan beklemek değildir.

Hayat senden mücadele etmeni ister.

Çabalamanı ister.

Ayağa kalkmanı ister.

Kendine yatırım yapmanı ister.

Fakat bütün bunları yaparken bir şeyi de öğrenmeni ister:

Her şeyi kendi istediğin zamanda oldurmaya çalışma.

Çünkü insanın elinden geleni yapması başka şeydir, hayatı zorla kendi istediği yöne sürüklemeye çalışması başka…

Bazen yapabileceğinin en iyisini yaparsın ve gerisini zamana bırakırsın.

İşte gerçek huzur biraz da burada başlar.

Çünkü insan, kontrol edemediği şeyleri kabullenmeye başladığında hayatla kavga etmeyi bırakır.

Ve hayatla kavga etmeyi bıraktığında, hayatın sana anlatmaya çalıştıklarını duymaya başlar.

Belki bugün istediğin olmadı.

Belki bir kapı kapandı.

Belki bir insan gitti.

Belki yıllardır beklediğin haber hâlâ gelmedi.

Ama hikâyenin sonunu henüz bilmiyorsun.

O yüzden bugünkü sessizliğe bakıp yarının nasıl olacağına karar verme.

Bazı güzellikler, kendilerini göstermek için doğru zamanı bekler.

Sen yeter ki yolundan dönme.

Kalbini karartma.

Emeğini bırakma.

Ve kendine olan inancını kaybetme.

Çünkü hayat bazen insanı istediği yere götürmeden önce, olması gereken insan hâline getirir.

Ve gün gelir…

Bugün neden olmadığını sorguladığın her şeyin bir sebebi olduğunu anlarsın.

O zaman geriye dönüp sessizce gülümsersin.

Ve belki yalnızca şu cümle dökülür dudaklarından:

“Meğer gecikmemişim… Sadece kendi zamanıma yürüyormuşum.”