İnsan, en çok başkaları için yaşarken kendini kaybediyor. Sabah gözünü açar açmaz başlayan koşuşturma… Bitmek bilmeyen telefonlar, yetişmesi gereken işler, ödenmesi gereken faturalar, tutulması gereken sözler, taşınması gereken yükler…
Herkes bizden bir şey istiyor.
Patron daha fazlasını…
Aile daha güçlü olmamızı…
Dostlar daha çok zaman ayırmamızı…
Toplum ise hiç yorulmamamızı bekliyor.
Biz de bütün bu beklentilerin arasında öyle ustaca rol yapıyoruz ki, sonunda kendi sesimizi bile duyamaz hâle geliyoruz.
Sonra bir gün...
Kalabalığın tam ortasında yalnız hissediyoruz.
Gülümsüyoruz ama mutlu değiliz.
Konuşuyoruz ama kimse bizi gerçekten duymuyor.
Ve en kötüsü...
Aynaya baktığımızda karşımızdaki insanı tanımakta zorlanıyoruz.
Çünkü hayat bize başarılı olmayı öğretti ama huzurlu olmayı öğretmedi.
Kazanmaktan bahsetti ama yaşamaktan değil.
Daha çok çalışmayı anlattı ama nefes almayı unutturdu.
Bugün dünyanın en büyük yoksulluğu, para eksikliği değildir.
Sevgi eksikliğidir.
Şefkat eksikliğidir.
Ve en çok da insanın kendisine gösteremediği merhamet eksikliğidir.
Ne acıdır ki, kendimize en ağır cümleleri yine biz kuruyoruz.
"Başaramadın."
"Yetersizsin."
"Daha iyisini yapmalıydın."
"Senin yüzünden oldu."
Oysa aynı cümleleri en sevdiğimiz insana söylemeye utanırız.
Peki neden kendimize bu kadar acımasızız?
Neden herkesin yükünü omuzlamaya çalışırken, kendi omuzlarımızın çöktüğünü görmezden geliyoruz?
Bir çiçeği günlerce sulamazsanız solar.
Bir otomobili yıllarca bakımsız bırakırsanız yolda kalır.
Bir evi ihmal ederseniz çatısı akar.
Peki ya insan?
Ruhunu yıllarca ihmal eden bir insanın dimdik ayakta kalmasını nasıl bekleyebiliriz?
Kendine iyi bakmak bencillik değildir.
Aksine, başkalarına verebileceğin en büyük hediyedir.
Çünkü huzurlu insanlar öfke dağıtmaz.
Mutlu insanlar nefret üretmez.
Kendini seven insanlar başkalarını ezerek yükselmeye çalışmaz.
İçinde ışık taşıyanlar, başkalarının karanlığını çoğaltmaz.
Belki de bu yüzden dünya her geçen gün biraz daha yoruluyor.
Çünkü insanlar birbirlerine iyi davranmadan önce, kendilerine yabancılaşıyor.
Oysa insanın hayatını değiştirecek devrim, büyük meydanlarda başlamaz.
Aynanın karşısında başlar.
Kendine "Artık seni ihmal etmeyeceğim." diyebildiğin gün başlar.
Kırgınlıklarını bırakabildiğin gün başlar.
Geçmişin zincirlerini çözdüğün gün başlar.
Ve kendine şu cümleyi kurabildiğin an başlar:
"Ben de en az herkes kadar değerliyim."
Çünkü unutmayın…
Hayat, başkalarının sizi alkışlamasını bekleyecek kadar uzun değil.
Mutluluk, herkes sizi anlamaya başladığında gelmeyecek.
Ve hiçbir başarı, kendinizi kaybetmenin bedelini ödeyecek kadar büyük değildir.
Bu yüzden bugün, kendiniz için küçük bir iyilik yapın.
Telefonunuzu bir kenara bırakın.
Derin bir nefes alın.
Sevdiklerinize sarılın.
Ve aynaya baktığınızda, yıllardır ihmal ettiğiniz o insana yeniden selam verin.
Çünkü bir gün kendinizi kaybederseniz…
Sizi yeniden bulacak olan tek kişi yine siz olacaksınız.