Bazı insanların gerçek yüzünü görmek için onlarla kavga etmenize gerek yoktur. Sadece bir gün “Hayır” deyin. Bir isteği geri çevirin. Bir sınır koyun. Her zamanki fedakârlığınızı yapmayın. Herkesin yükünü sırtlanmayı bırakın.

İşte o zaman bazı insanların size olan sevgisinin ne kadar gerçek olduğunu anlarsınız.

Çünkü siz “Hayır” dediğiniz anda birden değişiverirler.

Daha dün arayıp halinizi hatırınızı soranlar, bugün sizi bencillikle suçlar.

Dün “Sen olmasan ne yapardık?” diyenler, bugün “Sen de çok değiştin” demeye başlar.

Dün iyiliğinizden övgüyle bahsedenler, bugün sınır koyduğunuz için sizi kötü insan ilan eder.

İlginç değil mi?

Meğer sevdikleri siz değilmişsiniz.

Sevdikleri; verdiğiniz ilgiymiş.

Sevdikleri; taşıdığınız yükmüş.

Sevdikleri; sustuğunuz anlar, alttan aldığınız meseleler, karşılıksız yaptığınız iyilikler ve onların hayatını kolaylaştırmanızmış.

Siz kendinizi değil, onların konforunu bozduğunuz anda problem oluverirsiniz.

Çünkü bazı insanlar sizi olduğunuz halinizle değil, onlara sağladığınız faydayla sever.

BİR İNSANI KAYBETMEK Mİ, GERÇEĞİ GÖRMEK Mİ?

Hayat bazen bize insan kaybettirmez.

İnsanların gerçek yüzünü gösterir.

Birinin hayatınızdan çıkması her zaman kayıp değildir.

Bazen büyük bir yükten kurtuluştur.

Çünkü gerçek dost, sizin sınırınıza saygı duyar.

Gerçek arkadaş, “Hayır”ınızı kişisel hakaret olarak görmez.

Gerçek sevgi, karşılığında sürekli hizmet beklemez.

Gerçek bağ, yalnızca sizin verdiğiniz sürece ayakta kalmaz.

Ama birileri sizin sınır koymanızı “ihanet” gibi görüyorsa, belki de yıllardır sizin sevginizi değil, fedakârlığınızı kullanıyordur.

İşte bunu kabul etmek acıtır.

Çünkü insan en çok da kendisine değer verdiğini düşündüğü insanların aslında kendisinden ne kadar faydalandığını fark ettiğinde kırılır.

ÇAYIN ŞEKERİ BİTİNCE BARDAĞA KÜSMEK

Biz buna biraz da şöyle diyoruz:

“Çayın şekeri bitince bardağa küsmek.”

Şeker bitmiştir.

Çay hâlâ oradadır.

Bardak hâlâ bardaktır.

Ama alıştıkları tat yoktur artık.

Ve nedense suçlu bardak ilan edilir.

Hayatta da böyle insanlar vardır.

Siz yıllarca verirsiniz.

Onlar alışır.

İlginize alışırlar.

Fedakârlığınıza alışırlar.

Hep ulaşılabilir olmanıza alışırlar.

Her sıkıntılarında yanlarında olmanıza alışırlar.

Sonra bir gün siz yorulursunuz.

“Ben de biraz kendimi düşüneyim” dersiniz.

İşte o gün kıyamet kopar.

Çünkü onların gözünde siz değişmişsinizdir.

Oysa değişen siz değilsiniz.

Değişen, onlara sunduğunuz imkânın sınırıdır.

HERKESİ MEMNUN ETMEYE ÇALIŞIRKEN KENDİNİZİ KAYBETMEYİN

İnsanın en büyük yanılgılarından biri, herkes tarafından sevilmeye çalışmaktır.

Oysa herkes sizi sevmek zorunda değil.

Hatta bazı insanların sizi sevmemesi, sizin yanlış olduğunuzu göstermez.

Bazen doğru yerde durduğunuz için rahatsız edersiniz.

Bazen ilk kez kendinizi seçtiğiniz için suçlanırsınız.

Bazen “hayır” dediğiniz için kötü olursunuz.

Bazen susmadığınız için saygısız ilan edilirsiniz.

Çünkü bazı insanlar sizin özgürlüğünüzü değil, onlara olan bağımlılığınızı sever.

Siz kendiniz oldukça onların kurduğu düzen bozulur.

SINIR KOYMAK BENCİLLİK DEĞİLDİR

Bunu özellikle söylemek gerekiyor:

Sınır koymak bencillik değildir.

Kendinizi korumaktır.

Herkese yetişemeyeceğinizi kabul etmektir.

Her sorunu çözmek zorunda olmadığınızı bilmektir.

Her çağrıya cevap vermek, her isteği yerine getirmek, her kırgınlığı onarmak zorunda olmadığınızı anlamaktır.

Çünkü sürekli veren insanın da bir gün verecek şeyi kalmaz.

Ve o gün geldiğinde, kimsenin sizin tükenmişliğinizi sizin kadar önemsemeyeceğini anlarsınız.

İşte bu yüzden bazen “Hayır” demek gerekir.

Hem de hiç suçluluk duymadan.

SİZİ SEVEN, SINIRINIZA DA SAYGI DUYAR

Hayatın en basit ama en acı gerçeklerinden biridir:

Sizi gerçekten seven insan, sadece iyi gününüzü değil, sınırlarınızı da sever.

Siz yorulduğunuzda anlayış gösterir.

Siz istemediğinizde ısrar etmez.

Siz “Bugün yapamam” dediğinizde sizi nankör ilan etmez.

Çünkü sizi bir hizmet makamı olarak görmez.

Sizi bir insan olarak görür.

Eksiklerinizle, hayırlarınızla, suskunluklarınızla, yorgunluklarınızla...

Olduğunuz halinizle.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız:

“Beni gerçekten ben olduğum için mi seviyorlar, yoksa onlara sunduğum kolaylıklar için mi?”

Bu sorunun cevabı bazen canınızı yakabilir.

Ama inanın...

Acıtan gerçek, tatlı bir yalandan daha değerlidir.

Çünkü gerçek insanları kaybetmezsiniz.

Gerçek olmayan ilişkileri kaybedersiniz.

Ve bazen birilerinin sizden uzaklaşması, hayatınızdan eksilen bir insan değil;

omuzlarınızdan inen bir yüktür.

O yüzden sınır koyduğunuzda sizi sevmeyenlere kızmayın.

Onlara teşekkür edin.

Çünkü size, yıllardır göremediğiniz bir gerçeği göstermiş olabilirler:

Meğer mesele sizin değerinizi bilmemeleri değilmiş.

Sizin değerinizi, yalnızca onlara verdiğiniz şeyler üzerinden ölçüyorlarmış.

Ve artık sıra sizde...

Kendinizi tüketmeden sevmeyi öğrenin.

Herkese yetişmeye çalışmadan yaşamayı öğrenin.

Gerektiğinde “Hayır” deyin.

Çünkü unutmayın:

Siz birilerinin konforunu sağlamak için dünyaya gelmediniz.

Ve gerçekten sevenler...

Siz çayın şekerini koymadığınızda bile,

bardağın yanında oturmaya devam eder.