Türkçede bazı deyimler vardır;
bir cümleyle koca bir düzeni anlatır.
“Zurnanın son deliği” de onlardan biridir.
Günlük hayatta birini küçümsemek için kullanılır.
Toplantıda sözü en az dinlenen,
masada en sona oturtulan,
kararlarda adı bile geçmeyen kişi…

İşyerinde sözü geçmeyen, atıl pozisyonda ki kişinin adıdır, “Zurnanın son deliği”.
“Sen zurnanın son deliğisin” denir ve geçilir.

Oysa işin aslı bambaşkadır.

Zurnanın son deliği öyle boşuna açılmış bir delik değildir.
Sesin ayarı için vardır.
Perdenin tutması için vardır.
Ezginin doğru çıkması için vardır.
Kısacası, o delik olmazsa zurna tam zurna olmaz.

Ama biz ne yapmışız?

İşlevi olanı değersiz saymışız.
Sessiz olanı önemsiz görmüşüz.
Gürültü yapmayanı kenara itmişiz.

*

Bugün kurumlara bakın.
Toplantı salonlarına bakın.
Hatta memleketin haline bakın.

Çoğu yerde iş bilenler değil, çok konuşanlar baş köşede.

Alın teri dökenler değil,
mikrofonu kapanlar vitrinlerde.

Ve nice emekçi, nice dürüst insan
kendini “zurnanın son deliği” gibi hissediyor.

Oysa gerçek hayatın musikisi başka türlü çalar.

Bazen en kritik ayarı
en sessiz duran yapar.

Bazen en doğru sesi
en arkada görünen verir.

*

Demem o ki:

Birilerini zurnanın son deliği sananlar,
bir gün o deliğin kapandığında
ezginin nasıl bozulduğunu çok iyi anlar.

Unutmayalım…

Her deliğin bir sesi vardır.
Ve bazen en hayati ayar,
en sonda görünür.

O nedenle kimseyi küçümsemeyin, bir kenarda bırakmayın. Ve Türk atasözleri arasında biri daha vardır ki, “Ummadık taş baş yarar” denir.
Unutmayın.