30 yıl önce dün... (25 Şubat 1996 Pazar...)
103 yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin...
3 devasa Holding’in kurucusu...
Vehbi Koç’un...
Sonsuzluğa yürüdüğü gündü...
Aradan 30 yıl geçmiş bile...
Memleketin ilk yerli üretim buzdolabı “Arçelik” bile...
An itibarıyla...
“75’inci yaşını kutluyor...”
Bu memleket ilk yerli otomobili de...
Vehbi Koç ile gördü ve yaşadı...
1966’da üretimi başlayan “Anadol” 1967’de satışa sunuldu...
Ne yazık ki...
1984 yılı gelip çattığında “vedası” gerçekleşmişti...
Ülkedeki belirsizlikler... Siyasi durumlar... Artan faaliyetler...
Nedeniyle...
“Anadol”un üretimi tamamen durduruldu...
Oysa...
20 yılda 100 bine yakın “Anadol” üretilmişti...
Üstelik...
Anadol, bu memleketin ilk aile otomobiliydi...
Hala “Anadol” aşıklarını taşıyor aslanlar gibi!
*
Alın size Vehbi Koç’tan...
Yaşanmış şahane bir anı daha...
Özellikle üst düzey yöneticiler bu satırları okumalı...
Merhum Vehbi Bey...
Her zaman olduğu gibi...
Yazlık evine taşınırken...
Bir kaç kişisel eşyalarıyla birlikte...
Kışlık evdeki buzdolabının da yazlığa taşınmasını ister...
Henüz göreve yeni atanmış Genel Müdür Cengiz Solakoğlu ise...
Buzdolabının taşınmasını engeller ve...
Vehbi Bey’in yazlığına yeni bir buzdolabı gönderir...
Bunu duyan Vehbi Koç çok sinirlenir...
Yeni Genel Müdürü’nün telefonunu çevirir ve şöyle der:
“Sen kendi işine baksana, benim tarzıma niçin karışıyorsun?”
Genel Müdür Solakoğlu’nun cevabı hazırdır...
“Efendim, kışlık evinizdeki buzdolabını yazlığa taşıdığınız duyulursa biz bundan sonra yazlıkçılara nasıl buzdolabı satarız?”
Vehbi Koç gülerek telefonu kapatır...
Yanındakilere döner ve şöyle der:
“İyi eleman seç, iyi para ver... Çünkü kötü eleman her zaman sana pahalıya mal olur...”
*
Şimdi diyeceksiniz ki...
Vehbi Bey, kimilerine göre nasıl “imparator” oldu?
1917 yılında...
Babasının O’nun için açtığı minicik bakkal dükkânında...
Ayakkabı lastiği... Şeker... Kaşer peyniri... Zeytin... Makarna...
Satarak...
“Koç İmparatorluğu”nu yarattı...
Ne var ki...
Kazandığını milletiyle paylaşmayı da unutmadı...
*
Vehbi Koç’un...
Bir eseri daha var...
59 yıl öncesine gidiyoruz...
205 iş insanı, öğretim üyesi ve entelektüel...
Eğitimin yaygınlaşması amacıyla...
Merhum Vehbi Koç'un önderliğinde bir araya geliyor...
1967 Türkiye’sinin şartlarında...
Hayal bile edilemeyecek bir seferberlikle...
Okumak isteyen gençlere destek olmak amacıyla...
“Türk Eğitim Vakfı”nı yaratıyorlar...
Her yıl yaklaşık 60 ila 70 yeni öğrenci...
“TEV Üstün Başarı Bursu” almak üzere seçiliyor...
Yeter ki...
O gençler, bu vatana, bu millete...
Çağdaş düşünce ve bilimin katkısıyla...
Birer “meşale” olsunlar...
Tıpkı...
Atatürk’ün birer “kıvılcım” olarak eğitim için Avrupa’ya...
gönderdiği yüzlerce öğrencilerin...
Bir “alev” olarak geriye döndükleri gibi...
*
Hepimiz farkındayız...
Vehbi Koç’lar kolay yetişmiyor...
Ama...
O’nun izinde binlerce iş insanının bu memleket için...
Nasıl ter döktüğünü...
Özellikle iş insanlarının çabalarını takdir etmemek mümkün mü?
Özellikle, İzmir’de ve Ege’de...
Vehbi Koç yaşasaydı...
Bu toprakların...
Üretenlerini... Sanayicilerini... Gençlerini...
Kesin, alınlarından öperdi...
*
Bitiriyoruz...
Hayatın içinden muhteşem bir “kolonya” öyküsü...
Abartmayalım; aslında bildiğimiz kolonya...
Ferahlamanın en güzel yolu kolonya...
Anavatanı ise Almanya Köln...
“Formülünü verin bi’de ben deneyeyim!” diyen de...
Osmanlı Padişahı İkinci Abdülhamit...
Ne var ki...
Kimsecikler “Ben de bunu yaparım” demiyor; diyemiyor...
İlk üretim merkezi ise, canımız ciğerimiz İzmir...

Yıl; 1912...
Diplomalı eczacı Süleyman Ferit Eczacıbaşı...
Memleketin ilk “yerli malı” kolonyasını üretiyor...
Kolonyanın adı ise; “Altın Damlası”...
Henüz satış patlaması yok ama...
İşler de pek iyi değil...
Ni’tekim...
Başı dara sıkışan Eczacıbaşı...
Dosdoğru...
O günlerde adı herkesin dilinde işadamı Vehbi Koç’a gidiyor...
Ve kalbinden geçenleri seslendiriyor:
“Kolonyalarım şahane ama satışlar ilk günkü gibi değil! İflasın eşiğindeyim... Bana biraz borç verir misin?”
Vehbi Koç; dostunun gözlerine bakar ve...
“Altı ay dayanabilir misin?” diye sorar...
“Dayanırım” diye karşılık verir Eyüp Sabri...
“Öyleyse beni dikkatle dinle...” der Vehbi Koç da:
“Sana borç yerine bedava akıl vereceğim... Bana hediye getirdiğin şu kolonya şişesinin deliği çok küçük... Hemen imal ettiğin ve piyasaya sürmediğin kolonya şişelerinin deliklerini büyüt ve sürümünü artırmaya bak...”
Veee...
Satışları hızla artan Eyüp Sabri bey bir kaç ay içinde iflastan kurtulur...
Bu nedenledir ki...
Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel...
Vehbi Koç için...
Hep şu yakıştırmayı yapardı:
“Tek başına okul, tek başına öğretmen!”
Nokta...
Hamiş: “Yaşım 25’e yaklaşınça ailem beni evlendirmeye karar verdi... O zaman şimdiki gibi nişanlılar bir araya gelsin, her istedikleri yere gitsinler, bu yoktu... Bir genç nişanlısını ancak nikâhtan ve düğünden sonra görebilirdi... 1926 yılının ilk haftasında düğünümüzü yaptık... O kadar yorulmuşum ki, (gelinin yüzünü açmayı unutmuşum...) Evlendiğim, teyzemin kızı Sadberk Hanım’ın yüzünü yakından ilk defa böyle gördüm... (Gazeteci İpek Özbey”in röportajından...”
Sonsöz: “Din insanlar için büyük bir manevi güçtür... Dinsiz ulus olmaz... Ben dindar bir insanım... Ama din ile dünya işlerini birbirine karıştırmamak gereğine kesinlikle inanmışımdır... / Vehbi Koç – Koç Holding’in kurucusu – Sanayici...”