Dile kolay, 25-26 yıl kapıcılık yapmış apartmanımızda. Ayrıldığında ne de çok üzülmüştüm. Kardeşimiz gibiydi. İnce ruhlu, saygılı, sevecen biriydi Şakir Bey. Ben ona hep ‘ Şakir Bey’ demiştim. Çünkü çok yakışıyordu bu sıfata.

Yerine bulunan kişi de onu aratmıyor doğrusu. Ağırbaşlı, saygılı, güleç yüzlü biri Hasan Bey.

Onlar için ‘ kapıcı ‘ demek bile ağırıma gidiyor benim.

Sağlık ocağımızın önceki hekimi çok sigara içen, sert/ yumuşak arası ama hastaya son derece saygılı biriydi. Şimdiki de annesinden gülerek doğmuş gibi. Hep ama hep gülümser edalı. Bana her defasında ‘ Recai abi’ demesi yok mu ya,mest ediyor beni.

Sesini yükselttiğine tanık olmadım hiç. Odasının duvarına asılı, küçük çocukların yaptığı resimler, zaten kimliğini anlatıyor gibi. Biz ona hayranız, o da bizlere… Hastalar olarak çok anlayışlı olduğumuzu söylüyor.

Belediyenin girişinde hemen soldaki İzzet de belediyemizin yüzakı personelinden biri. ‘’ Nasılsın abi’’ ya da ‘’ Nerelerdesin görünmüyorsun?’’ derken ona sarılıp öpesim geliyor.Bunu öyle samimi söylüyor ki…Tertemiz yüzlü İzzet’i işe alan kişiyi bilsem ona hiç üşenmeden kahve ısmarlayacağım.

Feruz desen hakeza… O, bizim aileden biri gibi geliyor zaten bana.

Müzik aletleri satan Levent ile ise biraz Ayvalık’ı konuşuruz biraz da politika…

Kemeraltı’na indiğimde illâ Terzi Eşref’e, antikacı Cem’e, antikacı Sabahattin ile çocuk elbiseleri satan Hüseyin’e uğrarım. Yavuz Kitabevi’ndeki İbrahim’i de ihmal etmem.

Her birinin ayrı bir önemi vardır çünkü. Terzi Eşref’in dükkanındaki rafta benim çoğu kitabım yer alır. Çünkü eşi olan Adalet Hanım benim iyi okurlarımdandır.

Onların her birine armağan ederim kitaplarımı. Dostlarıma kitap mı satarım ben?

Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği Başkanı Semih ile Konak Mahallesi Muhtarı Tamer Yıldırım da Kemeraltı’ndaki ziyaret ettiklerimin arasında yer alır hep. Erzurumlu hediyelik eşya satıcısı Ahmet Palandöken de…

Basmane’ye gelince… Orhan Beşikçi ile Ferhat…

Orhan Beşikçi bir değerdir Basmane için. Bir sokağa da adı verildi nitekim.

Özetle, sevdiklerim çok! Onları her gün, her saat görmek istiyorum.

Sevmediklerim yok mu?

Ben sevdiklerime ayırmak isterim satırlarımı.

Sevimsiz konular ve sevimsiz kişiler öyle çok ki zaten.

Satırlar az gelir onları anlatmaya.

İyi ki çatı masrafına ortak olmak istemediğini söyleyen apartman komşularım yok. İyi ki üstümde ter ter tepinen/ gürültü yapan/ saygısız komşularım yok. İyi ki karşılaşınca günaydın bile demesini bilmeyen yabani insanlar yok.

Bu bakımdan çok şanslıyım. Bugüne değin ne bir gürültü yapan ne çocuğuna bağırıp çağıran ne de en ufak bir saygısızlıkta bulunana rastladım apartmanımızda. Ağlayan, argo konuşan tek bir çocuğa da rastlamadım.

Sokağımız ona keza…

Çok şanslı olduğumu söyleyebilirim.

Karşıyaka’yı, Karşıyakalıları nasıl sevmem ben?

Bırakınız sevmeyi, Karşıyakalılık gurur veriyor bana!

Sol kokulu güzel cennetim benim!

*

Keşke ülkem de Karşıyaka gibi olsa… 1967’den bu yana gönlümde taht kurmuş burası.

Kapalı yerlerde şapka giyenler, kendisi değil de bir başkası olmak isteyenler gibi görüntüler garibime gitse de Karşıyakalıları seviyorum.

Yıllardır emek verdiği partisini terkedip iktidar partisine geçen siyasilerin geceleri ne tür rüya gördüklerini öyle merak ediyorum ki… Bir de çocuklarıyla bir olup kentini ve ülkesini söğüşleyenler… Onların da midelerini… Hiç mi spazm geçirmiyorlar acaba?

Örgütlü kötülere sataşmaktan da akrepten korkar gibi korkuyorum.

Yaşasın iyiler!