Takvim yaprağı 31 Ağustos 2023’ü gösteriyordu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine getirildi.
Bir araştırma önergesi…
İmza sahibi CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kağan Salıcı.
O gün büyük bir tehlikeye dikkat çeken milletvekili.

Önergede yazanlar bir siyasi metin değildi.
Bir kehanet hiç değildi.
Bu, yaklaşan felaketin resmi tutanağıydı.

“IŞİD terör örgütünün ‘Mektebi Furkan’ adı altında Türkiye’de yeniden yapılanmasına ilişkin ciddi iddialar vardır” deniliyordu.
Merkezi Yalova olan bir yapılanmadan söz ediliyordu.
Silahlı eğitim…
Radikalleşme…
Cihad ideolojisi…
Özel haberleşme ağları…
Bağımlılık yapan, kamuoyunda ‘IŞİD hapı’ diye bilinen ilaçlar…

Devletin Meclisi, devletin gözü önüne konulan bu dosyaya baktı.

Ve gözlerini kapattı.

Her zaman olduğu gibi AKP ve MHP Milletvekillerinin oylarıyla önerge reddedildi.
Bir kalem darbesiyle.
Grup Başkanvekilinin eline bakarak el kaldırma rutiniyle.
Bu Salıcı ne diyor, acaba gerçeklik payı var mı? Bir bakalım demeden.
Otomatiğe bağlanmış kollar kalktı.
Gülüştüler…

O gün kimse ölmedi.
O gün kimse ağlamadı.
O gün cenaze yoktu.

Ama o gün, üç polisin kaderi yazıldı.

Aylar sonra…

Silahlar konuştu.
Kurşunlar hedefini buldu.
Bir evde televizyon sesi sustu.
Bir mutfakta yemek yarım kaldı.
Bir çocuk “babam ne zaman gelecek?” diye sordu.

Ve biz bugün,
Turgut Külünk,
Yasin koçyiğit, İlker Pehlivan
Polislerimizi birer birer toprağa verdik.

Üç üniforma.
Üç tabut.
Üç bayrak.

Annelerin dizleri çöktü.
Babaların omuzları düştü.
Çocuklarının geleceği karardı.

Ve şimdi herkes soruyor:
“Nasıl oldu?”
“Bu noktaya nasıl gelindi?” oldu.

Çünkü Meclis’te bir gün, gerçekler rahatsız edici bulundu.
Çünkü uyarı ciddiye alınmadı.
Çünkü “siyasi” denildi, “abartı” denildi, “sonra bakarız” denildi.

Terör örgütleri “sonra”yı sevmez.
Onlar boşluğu sever.
İhmali sever.
Görmezden gelinmeyi sever.

Bu ülkede artık şu gerçekle yüzleşmeliyiz:
Bazı önergeler reddedilmez…
Bazı önergeler reddedilirse, insanlar ölür.

O gün Meclis’te reddedilen şey sadece bir araştırma önergesi değildi.
O gün reddedilen,
üç polisin yaşam hakkıydı.

Bugün mezar başında edilen dualar,
o gün Meclis’te kaldırılmayan ellerin yerini tutmuyor.

Ama tarih tutuyor.
Notunu düşüyor.

Ve bir gün mutlaka soracak:
“Bunu biliyordunuz…
Peki neden sustunuz?”