9-10 Mart 2018… CHP Tüzük Kurultayı… Aradan yıllar geçti. Ama o salonda yaşananları unutmak mümkün değil.

Çünkü o gün yalnızca bir tüzük maddesi oylanmadı.

Parti içi demokrasinin geleceği oylanıyordu.

Ankara Nazım Hikmet Kongre ve Sanat Merkezi’nde yapılan kurultayda, Parti Meclisi üyesi Hakkı Süha Okay oy birliğiyle Divan Başkanı seçildi. Kurultay başladı. Parti yönetiminin hazırladığı tüzük değişiklikleri görüşülüyordu.

O gün, CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, Muharrem Erkek ve bunlar gibi hukukçuların hazırladığı metin, milletvekili adaylarının belirlenmesinde önseçimin tek yöntem olmaktan çıkarılmasını öngörüyordu.

Önseçimi savunanlar adına kürsüye çıktım.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun gözlerinin içine bakarak şunları söyledim:

“Sayın Genel Başkanım…

Biz çok zengin insanlar değiliz. Müteahhit olmadık, büyük iş adamı olmadık. Çok para kazanamadık.

Ama insan biriktirdik.

Siyasetin en büyük sermayesi insandır.

Lütfen önseçimi tüzükten çıkarmayın.

Milletvekili adaylarını üyeler belirlesin.

Hakim huzurunda yapılan önseçim tek yöntem olsun.”

Konuşmam bittiğinde salon ayağa kalktı.

Delegeler dakikalarca alkışladı.

“Önseçim… Önseçim…” sloganları bütün salonu sardı.

O an salondaki hava açıktı.

Kurultay delegelerinin ezici çoğunluğu önseçim istiyordu.

Divan Başkanı Hakkı Süha Okay elleri saymaya başladı.
Kazanmıştık.
Neredeyse salonun tamamı Önseçim için el kaldırmıştı.
MYK’dan Önseçim için el kaldıran tek kişi vardı, Tuncay Özkan…
CHP Grup Başkanvekilleri Engin Altay, Engin Özkoç, Özgür Özel genel başkanın yanında şaşkın bir biçimde salonu izliyorlardı.

Tam o sırada büyük tartışma çıktı.
Tüzük değişikliği için talimat alan ve kendileri daha sonra milletvekili yazılacak olan il başkanları üyelerine baskı yapmaya ve salon dışına çıkarmaya çalıştılar.

Engin Özkoç’un Divan Başkanı Hakkı Süha Okay’a yönelik sert sözleri üzerine kurultaya ara verildi.

Hakkı Süha Okay odasına çekildi.

Ve bir daha divan kürsüsüne dönmedi. Döndürmediler.

Yerine, bugün AK Parti saflarında siyaset yapan Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu oturdu.

İşte kırılma noktası buydu.

Önseçim lehine kaldırılan eller eksik sayıldı.

Kurultayın iradesi farklı şekilde tutanağa geçirildi.

O gün salonda bulunan yüzlerce delege buna tanıklık etti.

CHP Ankara İl Başkanlığı yapmış, önseçimle seçilmiş 25 ve 26. dönem Ankara Milletvekili Necati Yılmaz da yaşananları yıllar sonra şöyle anlattı:

“Kemal Bey’in önüne diz çöktüm. ‘Sayın Genel Başkanım size yalvarıyorum. Partimize bu kötülüğün yapılmasına izin vermeyin. Divan hayır oylarını evet olarak ilan ediyor. Birazdan burada kavga çıkabilir. Partimiz yıpranır. Lütfen önergeyi çekiniz’ dedim.

Kemal Bey bana dönerek ‘Çekelim o zaman Başkan’ dedi.

Tam o sırada solunda oturan Bülent Tezcan sözünü kesti ve bana dönerek, ‘Genel Başkanı rahatsız etmeyin’ dedi.

Kemal Bey sözünü sürdüremedi.

Yine Kemal Bey’in yanında oturan Özgür Özel ise tek kelime etmedi.”

Bu tanıklık sadece bir anıyı anlatmıyor.

CHP’nin sonraki yıllarda neden önseçimden uzaklaştığının da fotoğrafını çekiyor.

İronik olan ise şudur:

Bugün demokrasi, katılım ve üye iradesi üzerine en çok konuşan isimlerin önemli bölümü, o gün önseçimin etkisiz hale getirilmesine sessiz kalan ya da bunu savunan kadroların içindeydi.

Sonra ne oldu?

Merkez yoklamaları yaygınlaştı.

Milletvekili listeleri dar kadrolar tarafından hazırlandı.

Örgütün iradesi giderek zayıfladı.

O gün önseçime karşı mücadele verenlerin önemli bölümü ise sonraki seçimlerde merkez kontenjanından milletvekili yapıldı.

Asıl çarpıcı olan ise bugün yürürlükte bulunan CHP Tüzüğü’dür.

Tüzüğün 58. maddesi açıkça şunu söylüyor:

“TBMM üyeliği için adayların belirlenmesinde yöntemler önseçim, aday yoklaması ve merkez yoklamasıdır. Önseçim ve aday yoklaması öncelikli yöntemlerdir.”

Yine aynı maddede;

Önseçimin parti üyelerinin katılımıyla,

Yargı yönetim ve denetiminde yapılacağı,

Merkez yoklamasının ise adayların en fazla yüzde 15’i için kullanılabileceği

hüküm altına alınmıştır.

Yani tüzük bile önseçimi esas yöntem olarak kabul etmektedir.

Sorun tüzükte değil…

Sorun, tüzüğün uygulanıp uygulanmamasındadır.

Bir siyasi partide demokrasi, tüzükte yazan cümlelerle değil; o cümlelere gösterilen sadakatle yaşar.

Bizim dağlarda güzel bir söz vardır:

“Herkes sussa, kengerler hakikate şahitlik eder.”

Hakikatin kengerlere kalmasına gerek yok.

O salonda bulunanlar hala hayatta.

O gün kaldırılan elleri de, indirilen iradeyi de unutmadılar.

Çünkü demokrasi bazen seçim sandığında değil…

Bir kurultay salonunda kaybedilir.