Çok geçerli asırlık bir atasözü vardır...
Anlamı ile bugün bile geçer akçedir ve...
Aynen şöyledir:
“Çocuğun yediği helal, giydiği haram!”
Tam karşılığını merak ediyorsanız...
Cümleler şöyle sıralanıyor:
“Miniklerin çok iyi beslenmesi için ne kadar para harcansa yerindedir... Çünkü büyümesi, gelişmesi yiyip, içtiklerine bağlıdır... Ne var ki, pahalı giysilerle donatılması doğru değildir... Çünkü neredeyse her çocuk (kızlar bir ölçüde daha duyarlı) giysilerini...
Hor kullanıyor... Kirletiyor... İster istemez eskitiyor...
Nitekim...
O giysiler başarılı bir şekilde korunsa bile...
En fazla bir / iki yıl sonra...
“Çocuğun yediği helal, giydiği haram!”
İfadesi gerçek oluyor ve...
Evin yaramazlarına o giysiler “küçük” geldiğinden kullanılamıyor!
Gelin görün ki...
O meşhur atasözü bile artık “özelliğini” yitirmek üzere...
Neden?
Çünkü...
Büyük / küçük, demeye kalmıyor...
Eski kıyafetler...
Yıkanıp, ütüleniyor varsa söküğü tamir ediliyor ve...
Orta halli aileleri perişan etmeden...
Makul bir fiyat etiketiyle...
Ve de...
Gıcırlaşmış haliyle yeni sahibini askıda beklemeye başlıyor...
Neden?
Çünkü anneler - babalar evin şirinlerine...
Artık yeni giysiler alamıyor!
Almak isteseler de bütçe el vermiyor; bu sefer de kahroluyorlar!
Sonunda...
Yavruları için...
Her türlü giyecekleri...
“Elden düşme / İkinci el” olanların arasından...
Üstelik üç / beş kuruş daha ucuzunu almak zorunda kalıyorlar...
Tablo budur!
Tablo acıklıdır...
*
Mevcut acıklı durumu...
Gözler önüne seren...
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer...
Ekonomide yaşanan “baba sorunlar”ın...
Dar gelirli yurttaşların harcama alışkanlıklarını...
Köklü biçimde değiştirdiğini öne sürüyor...
Ardından da...
Füze gibi yükselen “hayat pahalılığı” karşısında...
Beslenme ve barınma gibi temel ihtiyaçların yanında...
İkinci el giyimi tercih ettiklerini anlatıyor...
*
Kıdemli milletvekili Ömer Fethi Gürer...
Kalpleri acıtan tabloyu...
Biraz daha “göze batar” hale getiriyor ve şunları söylüyor:
“Durmadan artan hayat pahalılığı karşısında emekliler, asgari ücretliler ve sabit gelirliler gıdayı öncelikli harcama olarak görüyor... Bu nedenle de giysi ve ayakkabı gibi ihtiyaçlar için de ana / babalar çaresiz şu yöntemi bulmuşlar: Tamir ve yama...”
*
Dar gelirli vatandaş şu ayrıntıyı çok iyi biliyor...
Halkımız cebindeki “sınırlı para” ile...
Sadece hayatını sürdürebilmek için çırpınıyor...
Halkın ifdesiyle...
“Önce boğaz...” diyerek...
Ekonomik sorunların hangi boyuta uçtuğunu...
Ve de...
Aynı zamanda...
“İkinci el platformları”ndaki işlem hacminin...
Son bir yılda neden “katlanarak arttığını” görüyoruz...
Ne var ki...
Bu bir “refah” göstergesi değil...
Aslında “orta sınıf”ın nasıl daraldığının fotoğrafıdır!

*
Hatırlayın, eskiden ihtiyacı olana gönülden yardım edilirdi...
Ne var ki...
Dayanışma kültürü yerini artık “mecburiyete” bıraktı...
Eskiden komşunun çocuğuna verilen kıyafetler...
Artık “100-200 liraya” internette satışa çıkıyor...
İktidar ise “ekonomi büyüyor” dese de...
Artan borçların ve çaresizliğin sona ermesi hayli zor...
*
Bitiriyoruz...
Konumuzla yakından ilgili anlamlı bir özlü söz ile...
Belli bir yaşın üstünde olanların dilinden düşmez...
Aynen şöyle:
“Eskiye rağbet (itibar) olsa bitpazarına nur yağardı!”
Tam karşılığını merak edenler bilmeli:
“İnsanlar her zaman yeniyi tercih eder, eskiye burun kıvırır istemez... Eğer insanlar eski şeyleri sevseydi bitpazarları bambaşka olurdu...”
Ve, işte bilmece gibi bir soru; “Sahi; orta sınıf nasıl bu kadar daraldı?”
Nokta...
Hamiş: İkinci el giysiler tabii ki, sergilenmeye başlamadan önce bakım ve onarımdan geçiyor... Bu işlemin sonunda neredeyse yenisinden farksız oluyorlar... İnsan o giysilere bakarken şöyle düşünüyor: “O halde yenisine niye çuvalla para vereyim? Hem aynı giysi hem de yarı fiyatına!”
Sonsöz: Çuvalla para döküp, dünya markaları giyinenler var ama ya aynı marka yarı fiyatına satılıyorsa? O zaman o tekstil ürünlerine daha dikkatli bakmak gerekmez mi?