Siyaset umut işidir. İktidar hizmet ettiği topluma güven verir, refah sağlar, insanın yüzünü güldürür. Ama 23 yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten AKP iktidarının ürettiği şey umut değil; sistemli bir mutsuzluk düzenidir. Bu artık bir yönetim hatası değil, bilinçli bir tercih gibi ortada duruyor.

Artık her sabah kötü bir haber yeni bir zamla uyanan bir toplum var. Elektriğe zam, doğalgaza zam, kiraya zam, gıdaya zam. İnsanları mutsuzluğa iterken. Maaşlar yerinde sayarken fiyatlar maraton koşuyor. İktidar ise hâlâ “büyüyoruz” masalı anlatıyor. Neye ve kime göre büyüyoruz? Market fişine göre mi, kredi kartı borcuna göre mi?

AKP İktidarında Sofra Küçülürken Masallar Büyüdü
Gerçek ekonomi TÜİK tablolarında değil, gerçek yaşamda ve pazarda yaşanır hale geldi.
Emekli maaşı daha ayın ortasında bitiyor. Asgari ücretli ikinci işe bakıyor. Halk uzun süreden beri mutsuz ve huzursuz.

AKP iktidarı "Yol yaptık, köprü yaptık” diyorlar. İyi de vatandaş geçemiyorsa o köprü kimin? Geçiş garantileriyle yandaş müteahhitler kazanırken, faturayı millet yani biz ödüyoruz. Hazine garantili projelerle birkaç yandaş şirket ihya edilirken, halk kemer sıkmaya, aç kalmaya mahkûm ediliyor.

Şehir hastaneleri övülüyor. Ama katkı payları, ilaç fiyatları, randevu kuyrukları konuşulmuyor. Gösterişli binalar var; ama içindeki sistem sağlıklı çalışmıyor işler aksıyor. Çalışanı mutsuz, hizmet alan haĺk mutsuz. Kısacası.beton var, refah yok.

Bir ülkede kriz olur, iktidar çözüm üretir. Türkiye’de ise kriz çıktıkça iktidar yeni bir kavga başlatıyor. Ekonomi kötüye gidince gündem değişiyor. Enflasyon konuşulacağına muhalefet hedefe konuyor. Hayat pahalılığı artınca dış güçler suçlanıyor.
Sorumluluk almak yerine suçlu arayan bir siyaset anlayışı var. Oysa 23 yıldır iktidarda olan bir parti hâlâ başkalarını suçluyorsa, ortada ciddi bir yönetim sorunu vardır.

Toplum yıllardır “biz ve onlar” diye bölündü. Eleştiren herkes ya hain ya terörist ya da dış mihrak ilan edildi. Bu kötü dil, ülkeyi bir arada tutmaz; ayrıştırır, parçalar.
İnsanlar artık siyasetten bıkmış durumda. Mutlu olmak istiyor. Sosyal medyada fikir beyan etmek riskli bir iş oldu. Bu mu güçlü demokrasi anlayışı?

Ekonominin temeli güvendir. Türkiye’de güven Erozyonu var. Güven her gün biraz daha aşınıyor. Ekonomiden sorumlu bakanlar ve Merkez Bankası başkanları değişiyor, politikalar bir gecede tersine dönüyor, verilen sözler kısa sürede unutuluyor. Döviz ve metaller yükselince kimse şaşırmıyor. Çünkü sürpriz olan artık istikrar. Yarın daha iyi olacak inancı yerini “yarın daha pahalı olacak” gerçeğine bıraktı.

Gençler umut görmüyor. Mutlu değiller, üniversite mezunları iş bulamıyor. Beyin göçü artık istisna değil, normal. Bu tablo bir “başarı hikâyesi” değil, bir tükenmişlik göstergesidir.

AKP yıllarca “istikrar” dedi. Bugün istikrarlı olan tek şey hayat pahalılığı.
“Güçlü ekonomi” dedi. Güçlü olan sadece üst üste gelen zamlar.
“Yasakları kaldırdık” dedi. Ama eleştiriye tahammülleri yok.
Mutluluk vaat edildi; bir avuç çıkarcı kesim hariç toplumun geniş kesimleri, mutlu değil.
Refah sözü verildi; ama alım gücü düştü.
Güven istendi; ama belirsizlik hâkim oldu.

Bir iktidar 23 yılın sonunda hâlâ mazeret üretiyorsa, artık sorun dış güçler değil; yönetim anlayışıdır.

Sonuç olarak;
AKP artık umut üretmüyor. Halkı yoruyor, geriyor, yoksullaştırıyor.
Ve bir ülke, vatandaşının yüzü gülmüyorsa güçlü değildir.