Muhammed ve Mustafa Kemal gibi isimlerin çocuklara verilmiş olmasına hep itiraz etmişimdir.
Anneler ve babalar hiç kuşku yok ki çocuklarının bu iki güzel insana benzemelerini istedikleri için koyuyorlar bu isimleri ama yaşam bunu doğrulamıyor.
Yıllar önce Fethiye’de bir plajda bir annenin çocuğuna ‘Fidel’ diye seslendiğine tanık olmuştum. Belli ki anne ve baba sosyalist. O çocuk yıllar sonra Fidel Kastro gibi biri oldu mu acaba?
Cebrail, Mikail gibi isimler de çok yaygın gördüğüm kadarıyla.
Anne ve babalar, çocuklarının Hz. Muhammed gibi/ Mustafa Kemal gibi iyi ahlaklı, örnek insanlar olmalarını istiyor belli ki ama bunun garantisi yok!
11 Eylül tarihli bir gazetede şöyle bir haber vardı: ‘’ Bakan Gürlek: ‘’ Uyuşturucu baronu İslam Yakut yakalandı.’’
Düşünün ki bugün dünyada 2 milyara yakın insan İslam dinini seçmiş.
Gel gör ki İslâm adındaki bu Müslüman, Hz. Muhammet’in ümmetinden de olsa uyuşturucu tüccarı! İnsanları zehirleyen biri…Pis bir işin içinde. Ama adı İslam! Bu ismi ona koyan annesi ya da babası şimdi ne düşünüyor acaba?
Özellikle tarikat ve cemaat mensuplarının tercihleri bu doğrultuda. Genellikle İslami isimler koyuyorlar çocuklarına.
Tarikat deyince aklıma Mustafa Kemal ile Fevzi Çakmak’ın sözleri geliyor:
‘’ Tarikatları, cemaatları İslâm düşmanları kurduğu için hepsini kapattım. İngilizler nedense hemen ayağa kalktı. (Gazi Mustafa Kemal Atatürk)’’
‘’ Cemaat ve tarikatlar Yahudi ve Hıristiyanların İslâmı çökertmek için Anadolu’da kurdukları ileri karakollardır. (Fevzi Çakmak ) ‘’
Bu iki sözü akıldan hiç çıkarmamak gerek.
Dikkat çeken bir konu da bütün tarikat ve cemaat önderlerinin bir ellerinin yağda bir ellerinin balda olması. Lüks içinde yaşamaları ve fakirliğe övgü düzmeleri…
Cemaat mensuplarının bunu düşünmesi gerekmez mi?
Yoksa tarikat ve cemaatlar, düşüncesizler topluluğu mu?
İslâmın saygın önderlerini/ figürlerini çocuklarına isim olarak koyan büyükler bu konuda bence sağlıklı düşünmeliler.
Adamın adı Eyüp Fatih Sağban ama kendisini Uşşaki Tarikatı Lideri Fatih Nurullah olarak tanıtıyor.
12 yaşındaki bir çocuğa cinsel istismarda bulunmuş. Tutuklanıp cezaevine konulmuş.
Sonuç mu? 8 Eylül 2020 tarihinde tarikatın yayın kanalı Nurani TV’nin Youtube’taki AKP’ye oy isteyen videoları silinmiş, internet sitesi de kapatılmış.
Yavuz hırsız misali… Geride kalan izleri silmeye çalışıyorlar.
Cihan padişahının adını taşıyor bu beyefendi.
Yaptığı işi görüyor musunuz?
*
Cuma günlerine gelince…
Özellikle her Cuma cami önlerinde dilenenlerin çokluğu her birimizim malumu.
Ülke ekonomisi, vatandaşlarını demek ki dilenecek hâle getirmiş olmalı ki her köşede bir dilenci… ‘’ Cuma mübarek günde fakire bir sadaka! ‘’ dilenenler öyle çok ki…
Burnumuzun dibinde Tebriz’de tek bir dilenci göremezsiniz. Diğer İran şehirlerinde de… Oysa İran, İslâm ülkesi. Biz de… Neden bizde çok dilenci var? Merak edip öğrenmekte yarar yok mu?
İnsan onurunun incinmesi değil midir birinin dilenmeye mecbur kalması?
Yardımlaşma- dayanışma duygularının da çok yoğun yaşandığı bir coğrafyamız var.
Örneğin Cuma günleri camilerimizde yardım parası toplayan öyle çok insan/ görevli var ki… Üstelik makbuz falan da veren yok! Makbuzsuz yardım mı toplanır? Nereye gidiyor o toplanan paralar?
10 Eylül 2026 tarihli Cumhuriyet’te fotoğraflı bir haber dikkatimi çekti. Yazının başlığı ‘Camide yardım parası kavgası’ idi.
İstanbul Küçükçekmece’de görev yaptığı camide Cuma günü toplanan yardım parasının usulüne uygun kayda alınmadığını öne süren müezzin Ferdi Bıyıkoğlu, imam İsmail A. hakkında şikayette bulunmuş. Cami bahçesinde başlayan tartışma giderek kavgaya dönüşmüş.
Tutanak tutulması gerektiğini söyleyen müezzine imam ne diyor biliyor musunuz?
‘’ Sen karışma, bizim kurduğumuz düzeni bozamazsın. Bozarsan da buradan gidersin.’’
Demek ki kurulan bir düzen var imamın söylediğine göre. Makbuzsuz toplanan yardım paraları düzeni, o yardımların üstüne oturanlar düzeni, hesap soranlara da tekme tokat girişme düzeni…
Adalet Bakanı ile Diyanet İşleri Başkanının gözü mü kör, kulağı mı sağır?
Neden gereğini yapmazlar?
İmamın güvendiği mercii nedir, bilmemiz gerekmez mi?
Her şeyin siyasallaştığı bir düzende insan malzemesi de çürüyor demek ki diyesi geliyor insanın.