Paris'te görkemli mi görkemli Louvre Müzesi ve Concorde Meydanı'nda dört saat geçirdikten sonra iki saat boyunca Sen nehri kıyısında yürümek ilaç gibi gelmişti. Hem de çisil çisil yağan yağmurda.
İzmir'e telefon açıp kızımla konuştum. 43 dereceymiş, üşüyorum demeye utandım.
Görkemli Opera binası ziyaretinden sonra Lafayette'nin altında küçücük bir kulübede bayan çorabı satan Maraşlı Sanat Tarihi öğrencisi Ebru Fesli'ye rastladım.
Henüz 21 yaşında ve güzel mi güzel!
Fotoğrafını çekmek istedim. "Olmaz," dedi. "Sivilcelerim var."
"Sen hemen bir göz doktoruna görünmelisin," dedim.
"Neden?" diye sordu.
"Çünkü gözlerin güzelliğini göremeyecek kadar miyop!"
Sonuçta fotoğrafını çekebildim esmer güzeli Maraşlının. Bir saat kadar da lafladık.
6 yaşındayken ailesiyle gelmiş Paris denilen cennete. Çok seviyor yaşadığı bu kenti.
"Türkiye'yi özlüyor musun?" dedim.
"15 gün tatil için evet! Yaşamak için hayır!"
Ebru, bilim-sanat-moda merkezi Paris'in artık yerlisi olmuş. Gözü Türkiye'yi görmez olmuş. Haksız da sayılmaz!
Ardından Eyfel Kulesi!
Tamı tamına 631 basamak tırmanıp ikinci kata çıktım. Paris ayaklarımın altında!
Kentin tam ortasında gibiyim. Sağım solum tarih-coğrafya-kültür ve sanat!
Devasa tarihi yapılar, salına salına akıp giden Sen nehri!
Ya o güzelim yemyeşil alanlar...
Eyfel'in ikinci katında kalırsam kendimi neredeyse XVI. Lui sanacağım. "İşte benim Paris'im!" diye haykıracağım. Sarhoş gibiyim. Derken...
Champs Elysee'deyim.
Bir türlü doyamıyorum bu caddede dolaşmaya. Sonunda o da oldu: Kayboldum!
Bir türlü Zafer Anıtı'na çıkamıyorum. Bulamıyorum. Eyfel'in soğuğu pusulamı şaşırtmış olmalı.
Birine sordum: "Can you help me?"
Sanki her biri küsmüş İngilizceye. Hem de surat asıyorlar: "Ne diye Fransızca konuşmuyorsun?" der gibiler...
Anlıyorum ki Parislilerin İngilizceyle araları yok!
Üzgünüm, şaşkınım, panikteyim ve korkar oldum.
İyice şaşırmış olmalıyım ki birine "Zafer Anıtı nerede?" dedim. Sorduğum kişi çığ sarı biri.
"Türk müsünüz?" dedi.
Şaşkınlıktan Türkçe sormuşum ya...
Sarılıp öpesim geldi adamı. "Yaşasın bir Türk!" deyivermişim.
"Hayır," dedi. "Parisliyim. Türkçeyi İstanbul'da üniversitedeyken öğrendim."
Ne olursa olsun, Francis Türkçe konuşuyordu ya... Sayesinde ulaştım gideceğim yere.
Buluştuğum arkadaşlara hiç, Kayboldum der miyim?