Bir ülke için...
Doğum sayısı önemlidir...
Mesela...
Geçen yılın (2025) ilk yedi ayında...
Bir önceki yılın aynı dönemine göre...
Yüzde “8.3” azalarak...

“503 bin 765” oldu...

...Ve, kimilerine göre “tehlike çanları”nın sesi yakından gelmeye başladı!

Nedeni ise çok net...

Genç evlilerin çoğu bebek yapmak istemiyor(!)...

Çoğumuz farkında değil...
Bu güzel memlekette...
Belki de ilk kez...
Doğurganlık hızı “2.1”in altına düştü; “1.48” oluverdi...
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’a sorarsanız...
Yakın gelecekteki olası “istikbalimizi” ürperten bir ifade ile hatırlatıyor:

“Bu hızlı düşüş ekonomiden millî güvenliğe kadar pek çok alanı etkileyen bir gelecek meselesidir...”

Yani...
Hepsinden de önemlisi...
Şunu demek istiyor sayın Bakan, gencecik evlilere:

“Vatanın bütünlüğü ve bozulmazlığı tehdit altında kalır!”

Haklı mı Bakan Göktaş?
Kısmen de olsa haklı...
Zaten yedi yıl önce...
Hatırlayın...
Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuya şu sözlerle parmak basmadı mı?

“Türk milletini zerre kadar tanımıyorlar... Türkiye’yi ve Türk milletini tehdit etmek hiç kimsenin, hiçbir devletin hatta hiçbir kredi derecelendirme kuruluşunun haddi değildir...”

*

Bununla da kalmıyor...
Hükümet temsilcileri...
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş...
Böylesi hassas konuda...
Bir atak daha yaptı ve dedi ki:

“Güçlü aile olmadan güçlü toplum, güçlü toplum olmadan güçlü devlet olmaz... Tüm politikalarımızın merkezine aileyi yerleştiriyoruz...”

*

Yine hükümetin bakışına göre...
Birleşmiş Milletler ve TÜİK senaryolarına dikkat çeken...
Bakan Göktaş’a göre...
Hal ve gidiş böyle devam ederse...
Farklı eğilimler de kendini gösterirse...
Türkiye nüfusu 2100 yılında...
Nüfus “25 ila 54 milyon aralığı”na gerileyecek...
Bunun adı da...

“Millî güvenlik ve beka sorunu” olacak...

Peki...
Türkiye bu duruma nasıl düştü?
Bakan Göktaş Hanım’a göre...
1960 öncesinde doğurganlığı teşvik eden politikalar uygulanırken...
1960’lı yıllardan sonra...
Aile planlaması ve doğurganlığı azaltmaya yönelik...
Bir döneme geçilmişti!

*

...Ve geldik, Sayın Bakan Göktaş’ın sözünü ettiği en acıklı tabloya:

Evlenmeler ileri yaşlara kayıyor...
Kadınlarda ilk anne olma yaşı 2001’de “25,8” iken...
2024’te “29,3”e çıkıverdi!
En etkileyici istatistik ise şu:

Bugün evlerin yarısından fazlasında (çocuk sesi) duyulmuyor!

Yani...
Toplumsal yapımızda...
Sessiz bir dönüşüm başlamış durumda...
Gençlerin evlenmesini...
Aile kurmasını ve çocuk sahibi olmasını desteklemeden...
Nüfus meselesini çözmek mümkün değil!

*

Bitiriyoruz...
Sosyal Devlet tabii ki...
Yaşlıların üstüne titreyecek...
Tabii ki...
Kimseleri olmadığı için...
Onların gözlerinin içine bakacak...
Bunları...

Whatsapp Image 2026 01 09 At 07.28.44

“Yaptık, yapıyoruz” diye gururlanmak bile gereksiz...

Devlet “Baba” olduğu için...
Tabii ki...
“Evde yaşlı bakım” için böbürlenecek...
Yeni doğanların üstüne titreyecek...
Yarınların gençleri için...
Proje üstüne proje üretecek...
Yetmez!
Yaşlıların da canına can katacak; mutluluk saçacak...
Ne var ki...
Hepsinden önemlisi...
Yeni doğanlar...
Devlet Baba’nın baş tacı olsun...
Bu ülkede...
Karı / koca çalışıyorsa...
Ve dahi...
Bebeklerini kreşe emanet edemiyorsa...
Anneanneler, babaanneler kendilerine bile yeterince bakamıyorlarsa...
Doğal olarak...

“Evlerden sevinçli, mutlu çocuk sesleri artık çınlamaz olur!”

Nasıl o çocukların yanına yeni bebişler nasıl gelsin?
Hatırlayın bi’zahmet...
Çocukluk günlerinizi!
Nasıl da mutluyduk...
Ve dahi...
En az bir ya da iki kardeşimiz vardı...
Ve sesimiz...
Sevinçten evimizin her tarafında çınlardı...
Bahçemizdeki ağaca kurulu salıncakta sallanırken bile...
Öyle sevinçliydik ki...
Kahkahalarımız evimizin bahçesinde çınlardı...
Çok ama çok mutluyduk...
Ya şimdi?

Nokta...

Hamiş: “Gözlerinle dünyayı keşfetmeye başladığın şu günlerde, kalbimiz seninle coşuyor; hoş geldin bebek!”

Sonsöz: “Bu dünyada sevgiye en çok ihtiyacımız olan zamanlarda, unutmayın ki bize hep yeni doğan bebekler umut verir... / Anonim...”