2026 yılına girerken hükümetin dilinde yine aynı söylemler yankılanıyor: hukuk adalet, büyüme, dengelenme, istikrar, enflasyonla mücadele.
Ancak baktığımızda, halkın yaşamında bunlar bir anlam taşımıyor; çünkü 2026 yılında da vatandaşın geçim sıkıntısının artarak süreceği görülüyor.
Hükümetin ekonomi heyetinin yeni yıl için açıklanan %16 enflasyon hedefi, daha ilk haftada köprü ve otoyollara gelen %25 oranındaki zamlarla yerle bir oldu. Enerji, ulaşım, kira ve gıda başta olmak üzere hemen her alanda zam üstüne zam yapılırken hedeflerin yerine geleceğini iddia etmek, vatandaşın aklıyla dalga geçmekten başka bir şey değil.
Artık enflasyon, TÜİK raporlarından çok, pazar torbalarının boşluğunda hissedilecek.
Faiz oranları hâlâ yüksek seviyelerde seyrediyor. Borçlanmak giderek zorlaşıyor ve bütçe açıkları dolaylı vergilerle, yani halktan toplanan vergilerle kapatılacak.
Peki, iktidar kime karşı bir mücadele yürütüyor?
İktidarın yürüttüğü mücadele, aslında halkın refahına karşı açılmış bir savaştır. 2026’da da aynı senaryo sahneleniyor: Zenginlerin kasası doldurulurken, halkın sırtına yeni yükler bindiriliyor. Bu politika, adalet değil; açıkça sömürü düzeninin tahkim edilmesidir.
İktidarun yılın ilk günlerinde bile köprüler, yollar ve garanti kapsamındaki havaalanları için yapılan devasa ödemelerden doğan yük halka yansıdı. Yap-işlet-devret modeli çerçevesinde edilen harcamalar ve bu doğrultuda yapılan zamlar halkın sofrasına kadar uzanacak.
Lojistik masrafların artışı zincirleme bir etkiyle temel gıda fiyatlarını yükseltecek. Bu duruma hâlâ "geçici bir sorun" denmesi ise gerçekleri yok saymaktan başka bir anlam taşımıyor.
Ekonomi, güvenden beslenir. Hukukun üstünlüğü tartışmaya açık olduğu, yargı kararları siyasetin etkisi altında kaldığı sürece ne yerli ne de yabancı yatırımcılar için ortam cazip hale gelebilir. 2026 yılında da bu güven çağrılarının yanıtsız kalması muhtemel görünüyor.
Ayrıca bu yıl, adalet mekanizması için ciddi bir sınav dönemi olacak gibi görünüyor. Esas olarak siyasi saiklerle tutuklanan belediye başkanları, gazeteciler ve siyasetçilerin yargılandığı davalar sonuçlanacak. Bu davalarda alınacak adil kararların, toplumsal dinamikleri kökten değiştirecek etkiler yaratma ihtimali var.
2026 yılı itibariyle memur, işçi ve emeklilere yapılan düşük maaş artışları, refah getirmek bir yana, zaten çoktan hak edilmiş bir telafiden öteye geçmiyor. Üstelik maaşlar daha ceplere girmeden eriyip gidiyor; işçi, memur ve emekli geçim derdinde boğulacak, çalışanlar borçla hayatta kalmaya devam edecek.
Durumun gerçek çözümü üretimi artıracak, maliyetleri azaltacak ve hukuki güveni tesis edecek köklü ekonomik reformlardan geçiyor. Böyle adımlar atılmadıkça bu yıl da geçmiş yıllar gibi yalnızca "tutulmayan hedefler ve hissedilen zamlarla" anılmaktan kurtulamayacak.
Sonuç olarak vatandaş için önemli olan şey pembe tablolar değil; ay sonunu nasıl getireceği. Kâğıt üzerindeki ekonomi ile günlük yaşam arasındaki uçurumun giderek büyümesini bariz bir şekilde göreceğiz.
2026 yılı ise ne iktidarın anlattığı ideal durumla, ne de TÜİK verileriyle anılacak. Halkın yaşadığı ekonomik zorlukların gerçeğiyle hatırlanacak.