“Nerde o eski bayramlar” diye başlamayacağım söze. Çünkü insan aslında “nerde o eski bayramlar” derken biraz eski bayramları değil, kendi çocukluğunu özlüyor. O zamanların telaşsızlığını, kalabalık sofralarını, büyüklerinin yanında kendini güvende hissettiği günleri… Belki de bayram sabahı erkenden kalkıp yeni kıyafet giymenin heyecanını, harçlık almanın mutluluğunu, bir evden diğerine koşarken hiç yorulmayan hâlini özlüyor. Çünkü büyüdükçe sadece insanlar değil, hayatın kendisi de değişiyor.
Her şey gibi bayramlar ve kutlama şekilleri de zamanla değişiyor. Eskiden aynı mahallede yaşayan insanlar şimdi başka şehirlerde, hatta başka ülkelerde yaşıyor. Çalışma düzeni ağırlaştı, hayat pahalılaştı, insanlar yoruldu. Çoğu kişi zaten yıl boyunca gece gündüz çalışıyor. Bayram birkaç günlük tatille birleşmişse ve imkânı da varsa; biraz dinlenmek, nefes almak, uzun zamandır görmek istediği yerleri görmek istiyor. Açıkçası bunu hiçbir zaman yadırgamadım. Çünkü bazen insanın gerçekten ihtiyacı olan şey biraz sessizlik, biraz deniz kenarı, biraz uyku ya da sadece zihnini toparlayabileceği birkaç huzurlu gün olabiliyor.
Kimisi hazır fırsat bulmuşken yurtdışı planını değerlendiriyor, kimisi ailesini alıp kısa bir tatile çıkıyor. Kimisi de belki evden hiç çıkmadan sadece dinlenmek istiyor. Bunun yanında uzun zamandır görüşemediği dostunu arayan, eski arkadaşının sesini duyan, yoğunluktan aylarca konuşamadığı insanlarla yeniden bağ kuranlar da var. Bayramın güzelliği biraz da burada aslında; insanın birbirini hatırlamasında. Çünkü bazen sadece “İyi bayramlar, nasılsın?” demek bile unutulmadığını hissettiriyor.
Ama bir yandan evde bir tepsi tatlı hazırlayıp misafir beklemeyi seven insanlar da var. Aynı masada defalarca çay doldurmayı, peş peşe kahve yapmayı, çocuk seslerinin evin içinde yankılanmasını sevenler… Kapı kapı gezmeyi, büyüklerin elini öpmeyi, kalabalık sofralarda oturmayı hâlâ çok kıymetli bulan insanlar da var. Ve bunların hepsi çok değerli. Çünkü herkesin bayramdan anladığı mutluluk başka.
Bence sorun bayramların değişmesi değil; insanların birbirinin tercihine tahammül edememesi. Birisi geziyor diye bayramı değersiz yaşamış olmuyor, diğeri evde misafir ağırlıyor diye eski kafalı olmuyor. Kimisi kalabalıkta mutlu olur, kimisi sakinlikte huzur bulur. Önemli olan insanın bunu gerçekten isteyerek yapması.
Kısacası; bayram ziyaretlerini sevenlerin de, bayramı fırsat bilip yeni yerler görmeyi seçenlerin de, evinde sessizce dinlenenlerin de bayramını içtenlikle kutluyorum. Çünkü bayramın asıl anlamı belki de tek bir doğruya sahip olmaması. Önemli olan; kırmadan, yargılamadan, bir şekilde birbirimizi hatırlayabilmek. Ve yıllar geçse de insanın içinde hâlâ güzel bir his bırakabilmesi.