İnternette attığımız her adımın, bıraktığımız her ufak izin birleşerek hakkımızda devasa bir veri tabanı oluşturduğu sır değil. Uzmanlara göre bu sürecin arkasında, kamu kayıtlarından sadakat programlarına, kredi başvurularından sosyal medya beğenilerimize kadar her kanaldan bilgi toplayan "veri brokerları" yer alıyor. Bu yapılar sadece adımız ya da telefon numaramız gibi temel bilgilerin yanında tahmini gelirimizden ev sahibi olup olmadığımıza, iş geçmişimizden kişisel eğilimlerimize, anlık konum hareketlerimizden oluşan çok kapsamlı dosyalar hazırlıyorlar hakkımızda.

Peki, bu veriler nasıl oluyor da karşımıza "zihin okuyan" algoritmalar olarak çıkıyor? Aslında ortada bir mucize yok; sadece ileri düzey tahminleme analitiği yöntemleri çalışıyor. Algoritmalar sadece bizim geçmişimizle ilgilenmez; bizimle benzer alışkanlıklara sahip milyonlarca başka insanın veri setlerini yan yana koyarak bir sonraki adımımızı henüz biz bile planlamamışken tahmin edebilir. Büyük veri analizi, anlık ruh halimiz ve bağlamsal takiple birleştiğinde, o an ne satın almak istediğimizi öngörmek şirketler için hiç de zor olmuyor. Bu süreç şirketler için biz ileri teknolojiye sahibiz gösterisi ve kibri değil, kârlılığı artıran ve müşteri kaybını önleyen stratejik bir araç olmuş durumda.

Çoğumuzun sıklıkla dile getirdiği "telefonum beni dinliyor" şüphesine gelirsek; teknolojik tablo bize çok daha çarpıcı bir gerçeği gösteriyor: Telefonların bizi dinlemesine gerek yok. Siber güvenlik uzmanları, milyarlarca insanın sesini sürekli kaydetmenin hem maliyetli hem de gereksiz olduğunu vurguluyor. Algoritmalar bizi dinleyecek kadar meraklı değil, bizi tahmin edebilecek kadar zeki!

Örneğin, bir arkadaşınızla kafede oturduğunuzda telefonunuz mikrofonu açmasa bile, arka planda çalışan GPS ve Bluetooth sinyalleri üzerinden kurulan bağ, arkadaşınızın o anki ilgi alanlarını size reklam olarak yansıtmaya yetiyor. Zaten internetteki eski çerezlerin yerini alan yeni nesil tahminleme modelleri, %90'a varan bir doğruluk payıyla neyi seçeceğinizi sizden önce öngörebiliyor.
Maalesef bu devasa veri ağından tek bir tıkla kurtulmak mümkün değil. Veri brokerlarının radarlarından çıkmak; manuel devre dışı bırakma talepleri göndermeyi, yasal hakları aramayı ve silinen verilerin tekrar yüklenip yüklenmediğini kontrol etmek, sürekli takip gerektiren zahmetli ve sabırlı bir süreç. Otomatik devre dışı servisler olsa da, kesin sonuç almak için manuel iptal süreçleri hala çok daha etkili.

Sonuçta dijital dünyada güvenliği korumak için uygulama izinlerini kısmak, gizlilik odaklı alternatif arama motorları kullanmak ve düzenli dijital detoks yapmak büyük önem taşıyor. Dijital dünyanın klişe sözü geldi aklıma: "Bir hizmet ücretsizse, ürün sizsinizdir."

Karşımızda bizi gizlice dinleyen ajanlar yok; arkamızda bıraktığımız milyarlarca veri kırıntılarını bir şekilde birleştirerek geleceğimizi tahmin eden algoritmalar var.
Biz anlatıyoruz, onlar çok iyi not tutuyor…