Ağır Ceza Mahkemesi…

Adı bile insanın içini ürpertir.
Cinayetler…
Silahlı saldırılar…
Yağmalar…
Ömür boyu hapis cezaları…

Ve bir gün…

Bir gazeteci, bir eski milletvekili, bir köşe yazarı o mahkemenin kapısından içeri girer.

Suçu ne?

Yazmak.

Suçu ne?
Konuşmak.

Suçu ne?
Zulme uğrayanların, hakkı yenenlerin safında yer tutmak.

*

İzmir 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktım. Kimlik tespiti yapıldı. Sonra savunmamı verdim.

Ama aslında o salonda sadece ben yoktum.

Orada bir soru vardı:

“Eleştiri suç mu?”

*

Milletvekilliğim döneminde Dokuz Eylül Üniversitesi’nde yaşananları eleştirdim.

Öğretim üyelerinin uğradığı haksızlıkları, yaşadıklarını konuştum, yazdım.
Sağlık emekçilerinin sürgün edildiğini, çalışanların fazla mesailerinin kesildiğini yazdım, konuştum.
Sendikacıların mahkemelik edildiğini dile getirdim.
Üniversite yönetimi ile ilgili sayıştay raporlarına yansıyan iddiaları hatırlattım.

Yani milletvekilliği görevi yaptım.

Siyasetçi olarak konuşmam gereken yerde konuştum.

Ama o dönemin rektörü Fatma Seniha Nükhet Hotar bundan rahatsız olmuş.

Davacı olmuş.

Ve bugün…

Onlarca öğretim üyesiyle davalık olan bir eski rektör davacı,
Ben sanığım.

*

Yetmedi…

Dava Ankara’ya taşındı.

25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyorum.

Bakın tekrar ediyorum:

Ağır Ceza Mahkemesi…

Yani bu ülkede artık bazı sözler, bazı suçlardan daha “ağır” sayılıyor.

*

Mahkemede de söyledim:

Ben 1978’den bu yana gazetecilik yapıyorum.
Binlerce haber, binlerce yazı…

Cumhurbaşkanını eleştirdim.
Başbakanı eleştirdim.
Bakanları eleştirdim.
Belediye başkanlarını eleştirdim.

Ne dava açıldı,
Ne tekzip geldi.

Demek ki mesele eleştiri değil.

Mesele, eleştirinin kimi rahatsız ettiği.

*

Bir gerçeği kabul edelim artık:

Bu ülkede bazı makamlar eleştirilmeyi değil, alkışlanmayı seviyor.

Koltukta otururken “kamu görevlisi”
Eleştirilince “mağdur vatandaş” oluveriyorlar.

Oysa kamu gücü kullanan herkes eleştiriye açıktır.
Hatta olmak zorundadır.

Bu, demokrasinin en temel kuralıdır.

*

Benim sözlerim sert olabilir.

Rahatsız edici olabilir.

Ama gerçekler çoğu zaman böyledir zaten.

Gerçekler cilalı değildir.
Gerçekler makyaj yapmaz.
Gerçekler rahatsız eder.

Ama doğruları söylemek, yazmak, hakaret değildir.

*

Bugün üniversitelerde yaşanan sorunları konuşmak yerine, o sorunları dile getirenlerin yargılanıyor olması asıl meseledir.

Sormak lazım:

Öğretim üyeleri neden huzursuzdu?
Sağlık emekçileri neden sürgün edildi?
Sendikacılar neden mahkemeye verildi?
Sayıştay raporları neden tartışma yarattı?

Bunlar konuşulmayacak mı?

*

Eğer bir ülkede…

Eleştirenler sanık,
Eleştirilenler davacı oluyorsa…

Orada sorun sözde değil, düzendedir.

*

Ben beraatimi istedim.

Çünkü ortada suç yok.

Ortada yalnızca bir hakkın kullanımı var:

Eleştiri hakkı.

*

Ama bu dava sadece benim davam değil.

Bu dava…

Gazetecinin kalemiyle,
Siyasetçinin sözüyle,
Vatandaşın sesiyle ilgilidir.

*

Bugün beni yargılayan anlayış, yarın başkasını susturmak isteyecek.

Çünkü mesele bir kişi değil…

Mesele, konuşan herkes.

*

Ve unutmayın:

Bu ülkede bazen…

Kurşun atan değil,
Söz söyleyen yargılanır.

Diyeceğim odur ki:
Adalet sustuğunda, en ağır ceza… gerçeğe kesilir.

Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki’ye ve çalışma arkadaşlarına geçmiş olsun diyorum. Darısı cezaevinde gün sayanların başına. Diliyorum ki bir an önce özgürlüklerine kavuşurlar.