Siyaset…
Aslında çok kutsal bir görevdir.
Çünkü siyaset;
insanın hayatına dokunur.
Çocuğun okuluna,
emeklinin maaşına,
işçinin ekmeğine,
çiftçinin tarlasına,
gazetecinin özgürlüğüne karar verir.
Ülkenin geleceğine yön verir.
Bu yüzden siyasetin temelinde yalnızca hukuk değil,
ahlak da olmak zorundadır.
Çünkü yasa korkusuyla değil,
vicdan duygusuyla yapılan siyaset değerlidir.
Bugün Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri yalnızca ekonomi değildir.
Yalnızca adalet değildir.
Yalnızca yoksulluk da değildir.
Asıl sorun…
Siyasi ahlakın çökmesidir.
+++
Eskiden insanlar fikir değiştirirdi ama omurgasını satmazdı.
Bugün bakıyoruz…
Düne kadar kürsülerden:
“Bunlar ülkeyi batırdı”, “Sümüklü FETÖ’nün ortakları”, “Yunan ordusunun askerleri” diyenler,
ertesi gün aynı iktidarın rozetiyle poz veriyor.
Düne kadar:
“Bu düzen yanlış, halkımızı inim inim inlettiniz” diye bağıranlar,
parti değiştirince sessizleşiyor.
Seçmenden aldığı oyla başka,
gittiği adres başka oluyor.
Halk bir partiye oy veriyor…
Ama seçilen kişi,
bir süre sonra başka partinin siyasetçisi oluyor.
Sormak gerekiyor.
Bu yalnızca siyasi tercih midir?
Yoksa seçmenin iradesine karşı etik bir sorun mudur?
+++
Siyasi etik dediğimiz şey tam da burada başlar.
Çünkü siyasetçinin yalnızca kendisine değil, ona oy veren insanlara karşı da sorumluluğu vardır.
Milletvekilliği,
belediye başkanlığı,
parti yöneticiliği…
Bunlar ticari sözleşme değildir.
“Daha iyi teklif geldi, taraf değiştirdim” anlayışı, siyaseti güven kurumu olmaktan çıkarır.
Ve toplumun devlete,
partilere, sandığa olan inancı sarsılır.
Bugün insanların siyasete güvenmemesinin nedeni biraz da budur.
Çünkü halk şunu düşünüyor:
“Seçimden önce söylediklerinin hangisi gerçekti?”
Bunu önlemenin tek yolu halkın önünde çıkarılacak adayları önseçim ile üyelerin süzgeçinden geçirmektir. Önseçim bir tercih değil zorunluluk olmalıdır.
Üyeler kimi seçeceğine karar verdiği gibi seçtiğini de denetleme yetkisine sahip olmalıdır.
Yanlış yapanı en iyi onlar denetler, hata yapanları cezalandırır.
+++
Siyasi ahlak yalnızca parti değiştirmekle ilgili değildir elbette.
Şeffaflık da bunun parçasıdır.
Bir siyasetçi mal varlığını açıklayamıyorsa…
Yakın çevresi zenginleşirken halk fakirleşiyorsa…
İhale alan şirketler hep aynı isimlerden oluşuyorsa…
Eleştiren gazeteci düşman ilan ediliyorsa…
Devlet kadroları liyakat yerine sadakatle dağıtılıyorsa…
Orada etik çürüme başlamış demektir.
Çünkü ahlak yalnızca kişisel bir mesele değildir.
Devlet yönetiminde ahlak,
kamunun hakkını korumaktır.
Kul hakkı yememektir.
Yetkiyi çıkar için değil,
hizmet için kullanmaktır.
+++
Dünyadan örnekler var.
Japonya’da bir bakan,
devlete ait aracı özel işinde kullandığı ortaya çıkınca istifa ediyor.
İskandinav ülkelerinde bir siyasetçi,
bir kahveyi devlet kartıyla ödediği için özür dilemek zorunda kalıyor.
Bizde ise milyonluk israf haberleri karşısında kimsenin yüzü kızarmıyor.
Tam tersine…
Eleştirenler suçlanıyor.
+++
Oysa gerçek siyasetçi,
koltuğa değil halka bağlı olandır.
Bugün eksikliğini hissettiğimiz şey tam da budur.
İlke siyaseti…
Vicdan siyaseti…
Ahlaklı siyaset…
Çünkü bir ülkede siyaset ahlakını kaybederse,
hukuk zayıflar,
ekonomi çöker,
adalet tartışılır,
toplum kutuplaşır.
Ve en tehlikelisi…
Gençler siyasetten umut keser.
İşte o zaman ülke kaybetmeye başlar.
+++
Siyaset;
zenginleşme yolu değil,
fedakarlık işidir.
Ve asla unutulmamalıdır.
Siyasi ahlakın olmadığı yerde,
güven olmaz.
Güvenin olmadığı yerde ise,
demokrasi yalnızca sandıktan ibaret kalır.