Gazeteci Yelis Ayaz tutuklandı.

Neden?

Bir haber yazdığı için…

Üstelik ortada yalnızca bir sosyal medya dedikodusu yok.
CİMER başvuruları var.
Velilerin şikayetleri var.
Öğrencilerin anlatımları var.
Fotoğraf olduğu söyleniyor.
Resmi evraklar var.

Ama bunların hiçbiri tartışılmıyor.

Tartışılan şey şu:
“Bir gazeteci bunu nasıl haber yapar?”

Çünkü artık mesele gerçeğin ne olduğu değil… Kimin hakkında yazıldığıdır.

Eğer hedefte sıradan biri varsa sorun yok.
Muhalefet varsa daha da rahat.
Bir CHP’liye iftira atarsın…
Yalan haber yaparsın…
Manşetlerle linç edersin…
Ödül gibi saray uçaklarına davet edilirsin.

Ama bir AKP’li hakkında soru sorarsan… Haber yaparsan…

Bir anda “halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak” suçlamasıyla demir kapının öbür tarafında bulursun kendini.

+++

Yelis Ayaz’ın cezaevinden yazdığı satırlar aslında yalnızca bir savunma değil…
Türkiye’de basın özgürlüğünün geldiği yerin fotoğrafıdır.

Bakın ne anlatıyor:

Savcılık öğrencilerin ve velilerin ifadelerini almıyor.
Şikayet sahiplerini dinlemiyor.
Ama olayın “gerçek dışı” olduğuna karar veriyor.

Kime soruyor?

İddiaya göre olayı örtbas eden okul yönetimine…

Yani yangını çıkarandan “Yangın var mı?” diye rapor alıyorlar.

Sonra da buna hukuk diyorlar.

+++

Gazetecilik nedir?

Gazetecilik tam da budur işte.

Şüpheyi araştırmaktır.
Belgenin peşine düşmektir.
Güç sahibine soru sormaktır.
Korkmadan yazmaktır.

Eğer gazeteci yalnızca iktidarın hoşuna giden haberleri yazacaksa…
Ona gazeteci değil, iktidarın kalemi denir.

+++

En çarpıcı bölüm ne biliyor musunuz?

“Pişman mısın?” sorusuna verdiği yanıt.

“Bugün demir kapıların arkasındayım ama vicdanım özgür.”

İşte mesele tam da burada düğümleniyor.

Bugün cezaevinde olan yalnızca bir gazeteci değildir.
Aslında içeride tutulmak istenen şey gerçeğin kendisidir.

Çünkü iktidarlar en çok soru sorulmasından korkar.

Gerçeğin ortaya çıkmasından çekinir. Ama gerçek mutlaka ortaya çıkar.

+++

Bir başka vahim nokta daha var.

Savcılık açıklamasında olayın yılı bile karışıyor.
CİMER başvurularında 2025 deniliyor.
Başsavcılık başka tarihten söz ediyor.

Ama buna rağmen tutuklama kararı yıldırım hızıyla çıkıyor.

Türkiye’de adalet bazen çok yavaş işler.
Dosyalar yıllarca rafta bekler.
İddianameler aylarca yazılmaz.

Ama mesele güçlü birilerini korumaya gelince…
Bir anda Formula 1 hızına ulaşılır.

+++

Şimdi herkes kendine şu soruyu sormalı.

Bu haberin öznesi bir milletvekili yakını değil de sıradan biri olsaydı…
Aynı hızla tutuklama çıkar mıydı?

Ya da tam tersi…

Bu haberi yapan kişi iktidara yakın bir gazeteci olsaydı…
Bugün cezaevinde mi olurdu, televizyon ekranlarında mı?

İşte Türkiye’nin cevabını aradığı soru budur.

+++

Gazetecilik suç değildir.

Haber yapmak suç değildir.

Soru sormak suç değildir.

Ama korku büyüdükçe…
Önce gazeteciler susturulur.
Sonra toplum konuşamaz hale gelir.

Ve bir ülkede insanlar gerçeği konuşmaktan korkmaya başlamışsa…

Asıl tutuklanan artık basın değil,
demokrasidir.
Asıl tutuklanan insan hak ve özgürlükleridir.
Asıl tutuklanan basın ve ifade özgürlüğüdür.
Nokta.