Gazeteci olmak artık bazıları için suç delili sayılıyor.

Haber yaparsın…
Soru sorarsın…
Belge yayınlarsın…
İktidarın hoşuna gitmeyen bir gerçeği yazarsın…
Yani muhalif bir yazarsan…

Bir sabah evini polis basar. Kollarına girerler, kafana bastırırlar. Bir kaç gün Emniyettesin. Sonra hakimin karşısında. Bir de bakarsın kendini cezaevinde bulursun.

Şimdi aynı tabloyu gazeteci Alican Uludağ yaşıyor.

Dün Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına başlandı.
Ama ne gariptir ki…
Yargılanacağı salonda kendisi yoktu.

Silivri Cezaevi’nden SEGBİS bağlantısıyla savunma yaptı.

Yani hakim bir ekrana baktı.
Sanık bir kameraya konuştu.
Ve adına “adil yargılama” dendi.

Oysa adalet dediğiniz şey yalnızca karar vermek değildir.
Adalet;
insanın hakimin gözünün içine bakabilmesidir.
Savunmasını mahkeme huzurunda yapabilmesidir.
Ses tonunun…
itirazının…
öfkesinin…
masumiyet iddiasının…
doğrudan hissedilebilmesidir.

Bu yüzden Alican Uludağ’ın:
“Hakimin yüzünü görmeden yargılama mı olur?”
çıkışı yalnızca kişisel bir tepki değildir.

Bu söz,
Türkiye’de yargının geldiği noktaya yöneltilmiş ağır bir sorudur.

+++

Hakkındaki suçlamalara bakın…

“Cumhurbaşkanına hakaret…”
“Halkı yanıltıcı bilgiyi yayma…”
“Devletin yargı organlarını aşağılama…”

Yoruma bağlı bir yargılama.
Niyete bağlı…

Ve zincirleme suç hükümleriyle birlikte istenen ceza yaklaşık 19 yıl 6 ay…

Bir gazeteci için.

Cinayet işlemedi.
Silah taşımadı.
Banka soymadı.

Gazetecilik yaptı.

İşte bugün Türkiye’de en ağır suçlardan biri budur:
Gazetecilik.

+++

Basın örgütleri boşuna Ankara Adliyesi önünde toplanmadı.

Basın Konseyi,
Çağdaş Gazeteciler Derneği,
Gazeteciler Cemiyeti,
Türkiye Gazeteciler Sendikası ve diğer meslek kuruluşları aynı şeyi söylüyor:

“Gazeteciler haber nedeniyle tutuklanamaz.”

Bu kadar açık.

Çünkü gazeteciyi susturursanız…
Toplumun gözünü bağlamış olursunuz.

+++

Daha da düşündürücü olan şu.

Uluslararası Af Örgütü bile artık Türkiye’deki bu maddelerin kaldırılmasını talep ediyor.

Neden?

Çünkü “yanıltıcı bilgi”, “hakaret”, “aşağılama” gibi ucu açık suçlamalar,
hukuki güvence olmaktan çıkıp siyasi sopa haline dönüşüyor.

Bugün bir gazeteci…
Yarın bir akademisyen…
Öbür gün bir öğrenci…
Sonra sıradan bir yurttaş…

Herkes aynı korkunun içine itiliyor.

+++

Bir ülkede gazeteciler cezaevindeyse…

Sorun gazeteciler değildir.

Sorun,
gerçeklerden korkan düzendir.

Ve unutulmasın.

Adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil, o salonlara kimin hangi koşullarda çıkarıldığıyla da ölçülür.
Ve yine unutulmasın.
Adalet bir gün adaletsizlik yapanlara da lazım olur.