Bir ülkeyi anlamak istiyorsanız…
Rakamlarına bakın.

Ama sadece rakamlara değil…
O rakamların arkasındaki hayata bakın.

Ülkemize göç eden Suriye, Irak ve Afganlılar’ı saymıyorum. Çünkü onlar istatistik dışı.
Türkiye’de bugün 11,2 milyon insan yoksul.
Bunun yaklaşık 7 milyonu çocuk.

Bu sadece bir istatistik değildir.

Bu…
Milyonlarca evde eksilen sofradır.
Açlıktır.
Yarım kalan hayallerdir.
Sessizleşen çocukluklardır.

*

İktidar yıllar yıllar önce bir sloganla geldi:

“3 Y ile mücadele…”

Yoksulluk…
Yolsuzluk…
Yasaklar…

Peki bugün?

Üçünden de sınıfta kalan bir tabloyla karşı karşıyayız.
Yoksulluk çoğaldı,
Yolsuzluk neredeyse her mahalleye ulaştı.
Yasaklar ise katmerleşti… Kalıcı ve cezalandırıcı hale geldi.

*

Biz yoksulluktan söz edelim.

Çünkü bu ülkede yoksullukla mücadele edilmedi.

Yoksulluk…
Bitirilmedi.
Zaten bitirilmek de istenmedi.

Yoksulluk yönetildi.

Nasıl mı?

Sosyal yardımlarla.

Ama yanlış anlaşılmasın…

Sosyal yardım bir devlet görevidir.
Olmalıdır.
Olmak zorundadır.

Ama…

Sosyal yardım,
yoksulluğu azaltmanın değil,
yoksulluğu sürdürmenin aracına dönüşürse…

İşte orada sorun başlar.

Yıllar önce ilk kez İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Yüksel Çakmur’un ağzından duymuştum:
“Bana balık verme, balık tutmayı öğret.”

Konfüçyüs’e atfedilen bu söz aslında çok şey anlatır:
“Bana iş ver…
Ben çalışayım…
Kazanayım…
Onurlu bir yaşam süreyim.”

*

Bugün Türkiye’de sosyal yardımlar,
ne yazık ki bir sosyal politika olmaktan çıkıp reel siyasetin bir aparatı haline getirilmiştir.

Seçim dönemlerinde verilen mesaj açık:

“Biz gidersek yardımlar kesilir.”

Bu ne demek biliyor musunuz?

Yoksulluğu bitirmiyoruz… Ama sizi ona bağımlı kılıyoruz.

*

Oysa gerçek şu:

OECD verilerine göre Türkiye,
ailelere yapılan kamu harcamalarında
33 ülke arasında son sırada.

Sonuncu…

Yani devletin sistemli desteği yok.
Ama yardım görüntüsü çok.

Bir de gösterilen tablolar var…

“Şu kadar borç kapatıldı…”
“Bu kadar aileye yardım edildi…”

İyi de soralım:

Bu yardımları kim finanse ediyor?

Devlet mi?

Hayır.

Çoğu zaman sivil toplum,
hayırsever vatandaşlar…

Ama siyasi anlatı ne diyor?

“Biz yaptık.”

*

İşte asıl sorun burada.

Yoksullukla mücadele eden bir devlet,
insanı yardıma muhtaç bırakmaz.

Ama yoksulluğu yöneten bir sistem,
insanı yardıma bağımlı hale getirir.

*

Bir de şu karşılaştırma meselesi…

“Türkiye OECD’de şu sırada…”

Evet ama eksik bir bilgi.

Çünkü o ülkelerdeki ortanca gelir,
Türkiye’nin çok üzerinde.

Yani orada “yoksul” dediğiniz kişi bile,
buradakinden daha iyi koşullarda yaşıyor.

Bu gerçeği söylemeden yapılan her karşılaştırma eksiktir…
Hatta yanıltıcıdır.

*

Sonuç?

Türkiye’de yoksulluk azalmıyor.

Biçim değiştiriyor.
Derinleşiyor.
Ve en tehlikelisi…

Normalleşiyor.

Ve asıl gerçek şudur:

Yoksulluğu bitiremeyen iktidarlar,
onu yönetmeyi öğrenir.

Ama daha da çarpıcı olanı…

Yoksulluk yönetildikçe,
siyaset de şekillenir.

Çünkü…

Yoksulluğun arttığı yerde,
bağımlılık büyür.

Bağımlılık büyüdükçe,
tercihler değişir.

Ve ne yazık ki…

En uzun ömürlü iktidarlar, yoksulluğu bitirenler değil, yoksullukla birlikte ayakta kalanlar olur.