Şair- yazar-gazeteci Ünal Ersözlü’nün yeni kitabı’ Böğürtlen Öpücüğü’ raflarda yerini aldığında, imza ve söyleşi için Yakın Kitabevi’nde dostlarıyla/ şiirseverlerle buluştuğunda ateşli hasta olarak yatıyordum evimde. O gün yanında olmayı çok istedim ama ateşim ve öksürüğüm buna izin vermemişti.

Sonraki günlerde edindim kitabı.

Ünal Ersözlü; Akademi Şiir Başarı Ödülü, Behçet Aysan Şiir Ödülü, Yunus Nadi Şiir Ödülü ve Homeros Emek Ödülü’ne ne layık görülmüş bir şair. Bugüne değin 11 kitabı yayımlanmış bir şair-yazar.

Böğürtlen Öpücüğü’yle ilgili Atilla Köprülüoğlu’nun yazısını okuyunca onunla bir kez daha gururlandım. Öyle güzel bir yazıydı ki iki kez okudum.

Kitabı elime aldığımda ona sarılasım, Yakın Kitabevi’ni de alkışlayasım geldi.

Estetik sözcüğünün anlamını Ünal da Yakın da çok iyi özümsemiş olmalılar. Albenisi bu denli yüksek bir kitap kapağı çok yakışmış doğrusu Ünal’a ve şiirlerine… Bugüne değin İzmir’de hiçbir arkadaşın kitabı böyle basılmamıştı. Arka kapaktaki dörtlüğün üçüncü dizesi ise kapağın güzelliğini taçlandırmış adeta. Nedir o dize diyecek olursanız: ‘’ Çağımızda insan, öz yurdunun sürgünü’’

Whatsapp Image 2026 02 28 At 06.30.13 (1)

Çağına, toplumuna tanıklığı ne de güzel anlatmış değil mi?

*

Şair olmadığım, bu konuda hiçbir birikimim olmadığı için Gültekin Emre gibi konuşacak ya da yazacak değilim ama Ünal’ı anlatmam istenirse söyleyecek sözüm çok tabii ki…

*

Gazete EGE’de / Erkin Usman’ın köşesinde ’’Yanlış yaptınız Sayın Priştina ‘’ başlıklı bir yazım yayımlanmıştı.Erkin abinin gerek Gazete EGE’de gerekse de Yeni Asır’daki köşesinde tamı tamına 22 yıl yazılarım yayımlandı benim. Allah gani gani rahmet eylesin o güzel abimi… Sesim, onun sayesinde çok çıkar olmuştu. Söylemeye gerek var mı bilmem, o yazıların bir kısmı nedeniyle başım da az ağrımadı hani…

Yazım birinci sayfadan da spot başlıkla duyrulmuştu.

O günün akşamında Ege Palas’ta Cumhuriyet gazetesinin kuruluş yıldönümü resepsiyonu vardı. Vali yardımcısı Ramazan Urgancıoğlu ve CHP İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü ile birlikte gitmiştik Ege Palas’a. Her ikisi de çok şeyler paylaştığım iki değerli abimdi. Salona girip bir masanın başına geçmiştik ki üç kişi heyecanla üstüme doğru gelip koluma girdiler, yanımdakilerden de özür dileyip beni ilerdeki bir masaya götürdüler sürüklercesine. O masada İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina, Konak Belediye Başkanı Erdal İzgi ve arkadaşları vardı. Piriştina’nın yanına götürüp ‘’ İşte efendim, o yazıyı yazan kişi… Recai Şeyhoğlu.’’dediler.

Sayın Piriştina, bana tepeden tepeden bakıp elini uzattı, ‘’ Memnun oldum efendim!’’ dedi ve hemen ardından Erdal İzgi’yi alıp yanımızdan ayrıldı. Başka bir masaya doğru gitti. Benden hoşlanmadığını beden diliyle öyle güzel anlatmıştı ki…

O üç kişi, ben ve biraz önceki konuşmalara tanık olan yakışıklı/ genç, iyi giyimli yakışıklı genç kalmıştık masanın başında. Genç adamın üç kişiye dönerek yaptığı konuşmayı o gün bugün hiç unutamadım: ‘’ Bırakın Allahaşkına yahu, yazdıysa ne olmuş Recai abi, büyütmeyin bu kadar lütfen.’’

Hiç tanımadığım birinin bu şekilde konuşması öyle rahatlatmıştı ki beni… Alt tarafı yaptığı bir atamanın doğru olmadığını dile getirmiş, eleştirmiştim Piriştina’yı. Biri şiir yazan olmak üzere o üç kişi o genç adamın konuşması üzerine ayrılıp gitmişti. Ben, o kişiye teşekkür bile edemeden masama doğru yürüdüm.

Keyfim hem kaçmıştı hem de mutlu olmuştum.

Biraz ötemizde bir masanın başında arkadaşlarıyla konuşuyor olan o genç/ yakışıklı adamı masadaki dostlarıma göstererek, ‘’ İşte o kişi! Tanıyor musunuz?’’ dedim.

Galiba Hakkı Ülkü’ydü ‘’ Başkanın basın danışmanı Ünal Ersözlü!’’ diyen…

Ne Ünal Ersözlü beni tanıyor ne de ben onu… İzmir’in iki büyük yöneticisi var; biri atanmış vali, diğeri de seçilmiş başkan.

Koskoca belediye başkanının basın danışmanı olan kişi, bana gazetedeki o - patronuna yönelttiğim- eleştirim nedeniyle yazılı ya da sözlü bir şey demediği gibi avukatımmış gibi de beni o üç kişiye karşı savunmuştu.

O asil tavrını anımsadıkça hâlâ bir hoş oluyorum. Sonraki günlerde de kimi işgüzarlar Piriştina olmuşlar bana laf yetiştiriyorlardı. O yıllarda öğrendim sadece yoksulların/ cahillerin güç odağı karşısında ezilip büzülmediklerini… Okumuş, entelektüel kesimde de onlar gibilerinin olabileceğini/ olduğunu. Belki de bizim milletimizin karakteristik bir örneği bu, güçlüden yana olmak!

Aradan zaman geçti. Ahmet Piriştina rahmetli oldu. Benim emekliye ayrılmak zorunda kaldığım 15 Haziran 2004’te.

Ünal Ersözlü ile arada bir karşılaşır, merhaba der olmuştuk birbirimize…

Sabah gazetesinin Ege Bölge Temsilcisi olmuştu. Bir iki kez ziyaretine gitmiş, milletvekili aday adayı bir arkadaşımın kitabının tanıtımı için ricada bulunmuştum hatta.

Sabah’ın EGELİ ekinde yazmaya başlamam da onun sayesindeydi.

Son üç kitabı ise onu bana daha iyi öğretmiş oldu. Uzakdoğu felsefesini bilen, felsefeye kafa yoran biri olduğunu denemelerinden öğrenir olmuştum. Bu konuda zaten İzmir’de zevkle okuduğum iki yazar var: Biri Ünal, diğeri Avram Ventura.

Avram’la bir gün ziyaretine gittiğimizde kütüphanelerimizi anlatan bir dosya hazırladığımı ve bu kitabı gazeteci- televizyoncu dostlarla, kütüphanecilere armağan edeceğimi söylemiştim. Bu konuda desteği olup olamayacağı konusunda düşüncesini sormuştum. Çekine çekine sormuştum bunu.

O kitap, şu an Alev Coşkun, Saygı Öztürk, Kemal Nehrozoğlu, Yekta Güngör Özden, Kemal Anadol, Öcal Uluç, Ardahan Totuk, Mehmet Şakir Örs, Mustafa Balbay ve adlarını burada tek tek sayamayacağım kadar çok sayıda dostlarımın elinde. Ünal’ın sayesinde… Bundan söz etmemi de hiç istemiyor.

29 Ağustos- 21 Aralık 2025 tarihinde İEF’deki Atlas Pavyon Sanat Galerisinde açılan Folkart imzalı ‘’ VE MAVİ GÖZLERİ ÇAKMAK ÇAKMAKTI ‘’ fotoğraf sergisini ziyaret ettiğimde o sergide buram buram Ünal Ersözlü’yü teneffüs etmiştim. Serginin hazırlanışında ve ruhunda sanki o vardı. Çünkü Folkart’ın kurumsal iletişim direktörü Ünal.

Atamızla ilgili öylesine güzel fotoğraflar ve anı yüklü notlar vardı ki o sergide… Kuruluşun ve Kurtuluşun ruhunu anlatan bir sergiydi o.

Demem şu ki, o güzel yüzlü şair, bulunduğu yere de götürüyor şiire benzer yüreğini/ enerjisini.

Öylesine duyarlı, öylesine birikimli ki içindeki güzellikleri dörtlükler halinde ‘Böğürtlen Öpücüğü’ ne dökmüş. Ne de iyi etmiş!

Okuyanı çok olsun dileklerimle…