Başlıktaki ilk iki kelime şu sıralar ülkemizdeki hangi TV kanalını açsanız, hangi radyonun düğmesine dokunsanız veya karşı duruş sergileyen hangi gazeteyi elinize alsanız alın, hatta yandaş medya kuruluşları tarafından bile, artık sıkça dile getirilmeye başlandı.

Farkındaysanız yayın kuruluşlarının şu sıralar hemen hemen hepsi iktidardan korksalar da ekonominin “1929 Dünya Ekonomik Bunalımı” sonrası yaşanan bütün krizlerden çok daha kötü bir durumda olduğunu, ülke hazinesi ile merkez bankasının çıkamayacağı bir bataklığa saplandığını ve çıkacak gücünün kalmadığını aktarıyor.

Çok okuyanlar ile bilim insanlarının sosyal içerikli oturumlarına katılan vatandaşlarımız, ülkemizin 1939 yılında başlayıp, 1945 yılında sona eren ve 65-70 milyon civarında insanın ölümü ile sonuçlanan “İkinci Dünya Savaşı” sonrası, yaşanan ilk devalüasyon nedeniyle 1946 yılında çok önemli bir “ekonomik kriz” yaşadığımızı hatırlayacaklardır. Bu kriz sonrası dış borç, anapara ile faiz ödemelerinde zorluk çekmemiz ve o dönem iktidarının hazineyi bol keseden savurganlığı nedeniyle 1958 yılında ülkemizde bugünleri aratmayacak seviyede ekonomik kriz başladı.

27 Mayıs 1960 darbesi ile başlayan hükümet krizleriyle birlikte sırasıyla enflasyon ve işsizlik yüzünden 1974-1980 petrol krizi, 1982 bankerler krizi, 1990 körfez krizi, Tansu Çiller Dönemi Nisan 1994 krizi, Kasım 2000 krizi, Şubat 2001 krizi ve 2008 krizi ile ekonomik ve finansal sıkıntılar çekerek bugünlere geldik. Ancak TÜİK’e göre nüfusumuzun 84 milyona ulaştığı ve son beş yıldır (2018-2022 yılları arasında) yaşadığımız döviz ve borç krizi ile yüz yüze bırakıldığımız bu dönemde dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 4.924 TL’ye yükseldi. Yoksulluk sınırı ise bu yıl için 15.013 TL oldu.

Peki bugün açlık ve yoksulluk sınırı ne oldu dersiniz? Sınıf Araştırmaları Merkezi Bisam’ın Ocak 2026 dönem raporuna göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 31 bin 296 lira, yoksulluk sınırı 102 bin 812 liraya ulaştı… Şu anda Orta Sınıf dediğimiz emekçi kesim ile emeklilerin yüzde 69’unun açlık sınırında olduğu da belirlendi…

Bir, ‘Peki’ daha diyerek 2025 yılı sonu itibariyle enflasyon rakamlarına bir göz atalım; TÜİK’e göre 2025 yılında enflasyon yıllık yüzde 30.89, ENAG’a göre yüzde 56.14 oldu...

Sokaktaki vatandaşa göre ise hesabı siz yapın.

Örnek verecek olursak…

*30’lu yumurta fiyatı 2024 yılı sonu 90-120 tl., 2025 yılı sonu itibariyle 30’lu yumurta 210-240 tl. arasında…

*Et-kıyma fiyatı kasaplarda 2024 yılı sonu 320-350 tl., 2025 yılı sonu itibariyle de 860-1050 tl. arasında...

*Ayçicek yağı 2024 yılı sonu 5 litresi 154-229 tl arasında…

2025 yılı sonu itibariyle 5 litrelik ayçiçeği yağı ise 520-640 tl arasında…

Maaşlara yapılan zamlar ne kadar oldu gelin bir de onu hatırlayalım; asgari ücrete yüzde 27 zam yapılarak 28.075 tl. oldu. İişçi emeklisine yüzde 12.19 zam yapılarak 16.881 tl olan en düşük emekli maaşı 20 bin tl’ye çıkarıldı.

Memur ve memur emeklilerine ise yüzde 18.60 zam yapıldı. Ancak memurlara 2023 yılı temmuz ayında yapılan seyyanen ek zam o yıldan günümüze kadar memur emeklilerine yapılmadı.

2022 yılı Şubat ayında yazdığım bu konuyu bir kez daha günümüze uyarlayıp yazmak için karar verdiğim 6 Şubat 2026 gününden şu anda okuduğunuz bu yazımı yazmaya başladığım 21 Şubat 2026 Cumartesi gününe kadar İzmir, Aydın, Manisa ve Denizli illeri ile bu illere bağlı bazı ilçelerde sokakta gerçekleştirdiğim bu konu ile ilgili sohbetlerde ve karşılaştığım iş insanları ile yaptığım görüşmelerde bakın neler söylendi...

Yaş ortalaması 55 ile 75 arasında olan, 2000-2001 yıllarından günümüze kadar ekonomik ve finansal krizleri yaşadıklarını söyleyen başta sanayiciler, işyeri sahipleri, esnaf ve işsizlikle yüz yüze kalan liyakatli gençler, 2 ve 3 çocuk sahibi işsiz kalan insanlar ile özellikle emekliler , “Bindik Bir Alamete Gidiyoruz Kıyamete. Ne 2000, ne 2001’de, ne de 2008 yılında böyle bir ekonomik çöküntü ve finansal belirsizlik yaşamadık. 2018 yılından günümüze kadar elektrik, doğalgaz, akaryakıt ve gıda sektörlerindeki yüzde 1000’e yakın rakamlarda fiyat artışları oldu. Ne ilgilenen ne de çözüm üreten var. Elektrikte TRT payı ile günlük tüketimin 5 kW’den 8 kW’ye çıkarılması gibi çocuk kandırır gibi yapılan açıklamalar” diye yorum yaptı.

Sonuç mu?

Gelin beraberce sıralayalım:

*İşsizlik…

*Ödenemeyen borçlar…

*Finansal baskı…

*İflaslar…

*Zamlar…

*Gübre fiyat artışı…

*Tarım ve veteriner ilaç zamları

*Tarım ürünlerinde azalma…

*Yüzde 600 ile 1000’e varan enflasyon…

*Vergiden vergi alınması…

*Üretim sektörlerinin kapanması….

*Sağlık sisteminin çöküşü…

*Temel ihtiyaçlar karşılanamaması…

*Elektrikte kademeli saçmalığı…

*Doğalgaz ve LPG tüp zamları

*Akaryakıta her ay en az iki kez zam yapılması…

*Ekmek fiyatlarındaki belirsizlikler…

*Toplu taşıma ve taksi zamları…

*Denetimsizlik…

*Adam kayırma…

*Hiçbir şey olmamış ise kesinlikle bir şey oldu” denilerek toplumun bir kesimine ayırımcılık yapılması…

*Liyakatlı ve deneyimli genç ve kadroların yurt dışına gidişleri…

*Diplomasızların DEVLET kadrolarını ele geçirmeleri…

*“İtibardan tasarruf yapılmaz” denilerek savurganlık ve talan…

*En üzücü olanı ise Yüce İslam Dini’mizin siyasete alet edilmesi

*Ve ve ve en tehlikelisi de “Bölücülük”…

Daha neler var neler, yazmayayım…

Yüce yaradan sağlıklı kalmama izin verirse 2026 Mart ayında buluşmak üzere…

Sevgi ve saygılarımla…