Montaigne, 1533-1592 yılları arasında yaşamış. Ailesi sayesinde iyi bir eğitim görüyor.1535’te Fransızca bilmeyen Horstanus adlı bir Alman eğitimenin elinde yetişiyor. Hep Latince konuşarak yetiştiriliyor. 7 yıl Guyenne Koleji’nde okuyup Latin şiirinin tadına varıyor. Biraz da Yunanca öğreniyor. Bordo’da felsefe okuyor. Toulouse’ta da hukuk… 1582’de Bordo Belediye Başkanı oluyor. 1585’te Bordo’da veba çıkınca görevini devam ettiremiyor, başkanlığı bitene kadar yakın bir kasabada kalıyor.

Onu dünyaya tanıtan ve kendini en çok anlattığı ‘Denemeler’ adlı kitabını yazmaya başladığı tarih ise 1579.
Denemeler= Montaigne, ya da Montaigne denince akla hep deneme gelmesi evrensel bir gerçekliğimiz.
Yüzyıllardan bu yana okunan/ okutulan bir başucu kitabı Denemeler.
Sizleri bilmem ama deneme okumak bana şiirden de hikâyeden de daha iyi gelmiştir hep.
Deneme türünde yazanlara da hep büyük bir saygı duymuşumdur.
Avram Ventura, İzmir’de deneme türünde yazı yazanların listesi yapılacak olursa herhalde ilk üçe girer.
Yeni kitabı ‘SÖZ OLA/ Kendime Notlar’ 2026 Ocak basımı. Ankara Favori Yayınları’ndan çıkmış.
Onun özgeçmişi, edebiyat anlayışı, neler yazdıklarından önce ilk söylemem gereken şu ki - bu konuyu ihmal etmek bence bir sabıka kaydı olur- edebiyat fakültesi mezunu/ Türkçe öğretmenliği okumuş biri olmamasına karşın sadece bu kitabında değil, hemen hemen her kitabı için söyleyebileceğim, kitabın baştan sona arı-duru, tertemiz bir Türkçeyle yazılı olduğu.
Bu denli temiz bir dosyanın nedenini belki de en iyi bilenlerdenim ben.
Attila Aşut, Feyza Hepçilingirler, Mehmet Atilla, Hidayet Karakuş duyarlılığıyla ortaya çıkan SÖZ OLA’da elbette Fatma Türksoy- Turgut Türksoy ikilisinin de payı olsa gerek. Turgut Türksoy’un hoşuna gitmeyen bir dosyayı elinin tersiyle nasıl ittiğini bilenlerdenim çünkü. Favori basıyorsa okunur gibi bir klişe söz oluştu zaten bende. Titizlikleri, onlara yeni bir İzmirli yazar kazandırdı.
Asıl söyleyeceğimi özetlemem gerekirse…
Avram Ventura’yı 35 yıldan bu yana tanıyorum. İşyerinde tanıştığım gün önünde bir kitap vardı. Ziyaretine gittiğim geçtiğimiz günlerdeki ofisinde yine onu masasındaki kitaplarla gördüm. Günde 150-200 sayfa kadar kitap okuyan biri Avram Ventura. Okuma yelpazesi de çok renkli… İzmir’in en çok kitap okuyanı kimdir bildiğim yok ama büyük bir iddia ile Avram herhalde ilk üçtedir diyebilirim. Ben ona ‘ Kitapların Sevgilisi’ diyorum.
Evi ve yazlığı kitaptan geçilmiyordur herhalde. Kitaplarını en çok azaltan da herhalde benimdir. Rasime- Recai Şeyhoğlu Kütüphaneler Zinciri…
Ziyaretine gideceğim de elimde kitaplarla çıkmayacağım ha… Mümkünü yok!
Arı-duru, tertemiz Türkçeye imza attığı konusuna gelince… Öyle renkli okumaları var ki… Kötü bir dille yazılmış kitaplara zaman ayırdığı yok. Ülkemizin ve dünyanın en saygın şair- yazar ve düşün insanlarının kitaplarını okuyor olmak, onu ister istemez Türkçenin güçlü kalemi yapıyor. Olanca tevazusuyla, ‘’ Ben Türkçe öğretmeni değilim, dilbilgisi kurallarını bilmem, bu nedenle yanlışlarım olabilir.’’ demesine bakmayın siz… Güçlü kalemlerin kitaplarını okuyor olmak onu doğru ve yanlış yazımlar konusunda ‘ bir bilen ‘ konumuna getirmiş.
Anlatım bozukluğu, dilbilgisi yanlışlarına geçit yoktur onun kitaplarında. Özene bezene seçilmiş sözcüklerle donatılmış gibidir onun kitapları. Oysa hiç de böyle bir çabaya girmiş de değildir. İyi yazarların, iyi şairlerin metinlerini okuyor olmanın ona kazandırdığı bir formasyondur bu. Sapsade bir anlatım, pırıl pırıl bir dil!
Yaşamında öyle değil mi ki zaten? Hindistan, Galler Bölgesi, Japonya, Sri Lanka, Brezilya, Arjantin, Endonezya gibi ülkeleri gidip görmesine karşın ne anlatmıştır oraları ne de kitap dosyasına dönüştürmüştür. ‘’ Ben Amerika’dayken’’ demeyi bir türlü öğrenememiştir o. ‘’ Nedim Gürsel, Buket Uzuner gibi yazarlar ne güzel yapıyorlar, gidip gördükleri ülkeleri anlatarak?’’ dediğimde de itiraz ettiğine tanık olmadım hiç. Söylediği tek söz: ‘’ Ben yapamam! ‘’
Yunus’a öykünmesi de biraz bundan olsa gerek…
‘’ Beni ben yapan sözcüklerdir! ‘’ diyen deneme ustası, farklı farklı konuları işlemiş yeni kitabında.
Hani, arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim diye bir sözümüz vardır ya… O, bunu ‘’ Ne okuduğunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.’’ diye değiştirmiş. Günde 150-200 sayfa kitap okuyan tabii ki böyle konuşacak!
Şaka bir yana… Neler düşündüklerini 50 yılı aşkın bir süredir yazan ve hep biz okurlarıyla paylaşan biri Avram Ventura.… Okuduğu kitaplar, başından geçenler, özgün bulduğu düşünceler… Hep yazdı. İnsan, hayallerini yazmaz mı hiç, kendi deyişiyle hiç dile getirmemiş düşlerini…
‘ Özgün’ dedim ya… ‘’ Bir insan, adını duymayı özlemeye başlamışsa, bana göre yalnız çevresi boşalmakla kalmamış, belki hayatla bağlarını koparmış, üretmeyen, yararsız bir insan konumuna düşmüştür.’’ diyor ve yalnızlığın ancak sevginin olmadığı yerde barınacağını söylüyor.
Herkesin söylemeye cesaret edemeyeceği bazı konulara da değinmeden edemiyor: ‘’ Sürekli Tanrı’dan söz edenlerin, kendileri için söyleyecekleri hiçbir şeyleri yoktur.’’
Üç kilo sakallı, yürüyen kumaş yığını olan mollaların çakarlı araca sahip kızlarından ve sahibi oldukları servetten söz etmemelerine karşın sürekli Tanrı’dan ve cennetten söz ediyor olmaları sebebiyle olsa gerek bence.
Bilge kişiler, bilim insanları tarihin her döneminde demagojiye uzak durmuşlar. Tersi olanlar da riyakarlıkta sınır tanımamışlar. Hoşlarına gitmeyen sözlere de kişilere de popülist yaklaşımlarla şirin görünmeye çalışmışlar. Herkesi ama herkesi sevmekten söz etmişler. Sayın Ventura’’ Herkesi sevmek zorunda değiliz.’’diye kestirip atmış.
Soframızdaki ekmeği, içtiğimiz suyu, soluduğumuz havayı günden güne azaltanlara neden sevgi duyalım ki…
Ama çok insani olan bir konuda da bütün samimiyeti ile şunu diyebiliyor: ‘’ Övgü peşinde değilim ama yüzüme karşı söylenenlerin değil, bir yazıda okuduklarımın daha çok hoşuma gittiğini söyleyebilirim.’’ Samimiyetini de her fırsatta ortaya koymaktan yana. ‘’ Diyelim ki seviyorum; öyleyse bütün bedenimle sevmeliyim. Her organım farklı bir dil kullanmasın! Dilim, sevgi sözcüklerini sıralarken gözlerim sevdiğimin gözlerini bulmalı, kollarım aynı sıcaklıkta onu sarabilmeli.’’
Çok çok sayıda değilse de yeterince deneme yazarımız olduğundan söz edebiliriz. Farkını dile getirirken şöyle konuşuyor Sayın Ventura:’’ Başkalarından biricik farkım, söylediklerim doğrudur ya da yanlıştır, o anda düşündüklerimi içtenlikle yazıyor olmamdır.’’
Kendine olan güvenini de şu sözcüklerle dile getiriyor:’’ Yazarken çeliştiğim sanılan konularda okurlarımdan gelebilecek eleştiri oklarının da beni hiçbir şekilde yaralamayacağını söylemek isterim.’’
Deneme türünün güzelliği nedir diye sorsalar bana, yaşamın tüm renklerini anlatıyor oluşudur derim. Aile, tarih, felsefe, matematik, coğrafya, din, sağlık, spor…
Herbirimizden daha fazla İzmirli Avram Ventura ise bunu şöyle anlatıyor: ‘’ Bana göre deneme türünün güzelliği, zengin çağrışımlara açık olması kadar düşüncelerimi özgürce ve içtenlikle dile getirebilmekten kaynaklanmaktadır.’’
‘’ Sözcüklerim aracılığıyla beyinlere, yüreklere seslenebildiğim oranda , dünyanın yalnızlığını eksiltmede bir katkım olduğuna inanıyorum.’’
‘’ Sözcükler, kimi zaman bir tabancanın namlusundan fırlamış birer mermi gibidirler.’’
‘’ Her bilgiyi yalnız kutsal kitaplarda arayanlar doğrusu beni ürkütür.’’
Yukarıdaki sözler onu anlatıyor.
Yazının başında da söylemeye çalışmıştık. Sade kişiliğini…
‘’ Yazarken sıkça ‘ ben ‘ sözcüğünü kullanmaktan çekinmiyorum. Oysa konuşurken kendimden söz etmekten elimden geldiğince kaçınıyorum.’’
Avram Ventura’yı tanımlarken ‘ Şair-Yazar’ sıfatlarından ziyade ‘ bilge’ sıfatını kullanmak istemişimdir hep.
O bilge kişinin bilgelik kokan sözlerine kulak versek mi biraz…
‘’Kendi yalanlarına inananların çoğunlukta olduğu bir toplum!’’
‘’Ayrılıklar değil midir, kavuşmaları daha keyifli kılan?’’
‘’Savaşların insanlığı yıkıma götüreceğini bilmemize karşın barış için yeterli çabayı harcıyor muyuz?’’
‘’ Ben insanların ne kadar önemli değil, ne kadar değerli olduklarına bakmayı tercih ediyorum.’’
‘’ Ne sorsam sürekli aynı yanıtı alıyordum: ‘’ Tanrı bilir! ‘’ Sonunda şunu söylemek zorunda kaldım:’’ Tanrı nedense sana boşuna düşünme yetisi vermiş.’’
‘’ Bir başkasının hayatına dokunduğum ölçüde yaşadığımı hissediyorum.’’
Ve 116 sayfaya sığdırılmış daha niceleri!