Uykunuzu yönetmeyi ve derin/ deliksiz uyuyabilmeyi mutlaka öğrenmelisiniz. Bağışıklık sistemi derin uykuda devreye girer. Gün içinde dışarıdan aldığınız zararlı maddelerin temizlenmesi uykuda gerçekleşir’’ diyor.
Kaliteli yaşamın koşullarının beslenme, aktivite, uyku ve stres yönetimi olduğunu söylüyor.
Hiçbir yakınmamız olmasa da yılda bir kez genel sağlık kontrolünden geçmemizi istiyor.
Günde en az 1,5 litre su (yaz aylarında 2,5) içmemiz gerektiğini, tek taraflı değil, bol çeşitli beslenmeye dikkat etmemiz gerektiğini ve hergün bir avuç kadar fındık, badem, ceviz ya da kestane tüketmemizi öneriyor.
Midemizdeki asitin bir jileti eritebilecek kadar kuvvetli olduğunu, beynimizin dakikada bin sözcük okuyabileceğini, bacak kemiklerimizin granit kadar sağlam olduğunu, vücudumuzda dolaşan damarların toplam uzunluğunun 96 bin kilometre olduğunu anlatıyor.
Dünyada kalp krizi geçiren her üç kişiden birinin hastaneye yetişemeden öldüğünü, birinin kurtulduğunu birinin de hastaneye yetişse bile kurtarılamadığını, bunun evrensel bir tıp gerçeği olduğunu söylüyor.
Sağlık konularının dışında da illa söylenmesi gereken gerçekleri dillendiriyor. Görünür olma, tanınma, kendini ifade edebilme ve başkalarının yaşamını izleme isteğinin özellikle son yıllarda çok abartılı hâle geldiğini belirterek sosyal medya kölesi olmamamız gerektiği konusunda öğütte bulunuyor. Çünkü biliyor ki sosyal medya bağımlılığının eğer ki kontrol altına alınamazsa kaygı bozukluklarından depresyona kadar uzanan ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini biliyor. Buna bir de örnek veriyor. Amerika’da 2018 yılında yapılan bir araştırmaya göre günde bir saatini mobilde geçiren gençlere kıyasla günde beş saatini telefona ayıran gençlerin iki kat daha fazla depresyon belirtisi gösterdiğini söylüyor.
*
Apple kurucu ortağı ve CEO’su Steve Jobs meğerse neymiş! Hayattaki en iyi altı doktor ona göre; güneş ışığı, dinlenmek, egzersiz yapmak, sağlıklı yemek, kendine güven ve iyi arkadaşlarmış.
Bay Steve; endüstriyel tasarımcı, yatırımcı medya sahibi ama demek ki tıbba ve sağlık sorunlarına da pek uzak değil.
Kaos ve Kurtuluş, bana 42 yıl önce geçirdiğim böbrek taşı ameliyatımı anımsattı. Öyle acı çekiyordum ki… Ağrıyı ve acıyı içime atamıyor bağırıyor/ ağlıyordum. O ne acıydı öyle! Yattığım odaya çok yakın olan doğumevinden gelen ağlayan, bağıran -çağıran kadınlardan farkım yoktu. Kitabı okurken öğrendim asıl gerçeği: ‘’ Ağrının en büyüğü, böbrek taşı düşürürken çekilir.’’
Ben hem böbrek taşı ameliyatı olmuş hem de on- on beş yıl sonra böbrek taşı düşürmüş ve kırdırmış biriydim. O nedenle olsa gerek hiçbir acı doğru dürüst beni acıtmaz, bağırtmaz. Bunu en iyi bilenlerden biri canım arkadaşım/ dişlerimden sorumlu devlet bakanı (!) şimdi emekli olan dişhekimi olan Avni Aydemir’dir. Dişimi çekerken ya da dolgu yaparken hep sorar ve uyarıda bulunurdu: ‘’ Acıyor mu? Biraz acıtacak ama …’’ dediğinde hiç mi hiç ‘acıyor’ sözcüğünü kullanmadım. O da kızıyordu. ‘’ Oğlum söyle ki ben de duyarlılığına göre hareket edeyim.’’
Neden ‘acıyor’ demediğime gelince… Tıp adamları bizlere şifa vermeye çalışıyor. Bizimle dil, coğrafya, din, siyaset, tuttuğumuz futbol takımı farkı olsa da bizleri iyileştirmeye çalışıyorlar. Anamız, babamız, kardeşimiz, eşimizden farksızlar. Düşünebiliyor musunuz, ‘’ Hastalarımızın kimlikleri, cinsiyetleri, özel yaşamları onları iyileştirmek ve kurtarmak için gereken bilgiler değildir.’’ diyor bu kitabın yazarı olan doktor…Tedavi ediyorlarken hastalarına kötülük düşünebilirler mi hiç? Bu nedenle doktorlara olan aşkım benim bir başkadır.
*
‘Canım oğlum’ dediğim damadım Barış Akyol, işyeri hekimi olan bir doktor. Kardeşimin oğlu Emrah, İsveç’te iç hastalıkları uzmanı. Yeğenlerimin biri ağız, çene ve diş cerrahisi uzmanı bir profesör. (Ayberk Altuğ), diğeri Mertol Akın ortodontist. Eşi Sevgi de dişhekimi.Teyzemin kızı Handan, akupunktürle ilgili bir alanda çalıştı hekimliğinin son yıllarında. Halaoğlum Kudret Güven toplum sağlığı uzmanı, eşi Hülya farmakoloji profesörü. İki kuzenimden biri romatoloji profesörü (Yasemin Kabasakal), eşi Caner çocuk hastalıkları profesörü. Diğer kuzenim Doç.Dr. Yasin Peker, genel cerrah. Eşi Şule de de nörolog.
Rahmetli dayım Hüsnü Büke de iç hastalıkları uzmanıydı. Buca SSK Başhekimiydi.
Söylememin belki bir gereği yok ama onu da dile getirmiş olayım: Nikah şahidim bile doktor. Göz hastalıkları uzmanı Op.Dr. Ahmet Kocabıyık…
Bana gelince… Taa ilkokul çağlarımda babam ‘’ Benim oğlum askeri göz doktoru olacak.’’ derdi. O da çok severdi hekimleri.
Maalesef üniversite sınavlarında tıp düşlerim son buldu.
Babam dedim de aklıma geldi. Hemşire olan eşime ‘’ Kızım eczacılığı kazanırsan eczaneni ben açacağım.’’ demişti 1988’de. Babam beyaz önlüklülere bayılıyor olmalıydı diye düşünürüm hep. O yıl ikimiz de sınava girmiş ben kazanamamış eşim ise E.Ü. Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’nü kazanmıştı. Ben de onunla kemiklerin Latincesini öğrenmeye çalışıyordum heyecanla. Çünkü lise yıllarımda biyoloji dersinden hep 10 üstünden 10 alıyordum. Sadece bir kez 8 almıştım. Tam tıp okuyacak biriydim ah şu matematik, fizik ve kimya ! Onlarla aram bir türlü iyi olmamıştı. Onlarsız da tıp olmuyor ki…
*
Yeniden kitaba dönecek olursak…
Kaos ve Kurtuluş’un yazarı olan doktor, çok iyi gözlemci ve çok iyi bir dinleyici olmamızı istiyor.
Sorumlu yurttaş ve Hipokrat yemini etmiş bir hekim olarak da şu sözleriyle sorguluyor ilgilileri: ‘’ İlk yardım, ülkemizde hemen her fırsatta konuşulur. Önemi sıklıkla dile getirilir. Yetkililer ’Çok önemli’’ olduğunu söyler durur. Söylerler ama hiçbir kurum da harekete geçmez. Çocuklarımıza insan kurtarma konusunda eğitim verebilmiş değiliz. Özetle, ilk yardım konusunda hâlâ sıfır noktasındayız.’’
Çünkü yazarımız, Herkes İçin Acil Sağlık Derneği kurucusu ve Genel Başkanı. Türkiye Acil Tıp Derneği’nin kurucu üyelerinden. Alsancak Devlet Hastanesi’nde Acil Servis Sorumlu Hekimliği yapmış biri.
Avrupa Acil Tıp Birliği Konsey Üyesi. Türkiye Acil Tıp Derneği Genel Sekreterliği yapmış bir hekim. Acil Cerrahi ve Travmatoloji Derneği Üyesi.
Çok önemli uyarılarından biri de şu: ‘’ Söylenmeyeni anlamaya, görülmeyeni görmeye çalışın. Az konuşun, en son konuşun.’’
Doktorumuza üzüntü veren konulara gelince…
‘’ Hasta muayene etmek yormaz ama bir hasta yakınının sözlü saldırısı/hakareti yorar. Bir hastanın etik dışı talebini reddedersin, yaşayacakların yorar. Hasta olmayana hasta, sağlıksız olana sağlıklı demen istenir.’’ Hayır’’ deyince de saldırıya uğrarsın. İşte bu yorar! Salgın yormaz, salgında üst üste üç nöbet tutmak yormaz. Ailenden uzak kalırsın, bu da yormaz. Yoğun bakımda/ acil serviste hastana iyi gelsin diye kanını verirsin, kesinlikle yormaz. Ancak takdir göremezsen işte bu yorar! Hastandan virüs kapar can verirsin. Ölsen bile hakkını hukukunu alamazsın. İşte bu hepimizi yorar!’’
Yazarımız, mesleğini aşk derecesinde seven biri.Diyor ki, ‘’Hastalarımla hep iyi iletişim kurdum. Empati kurdum. Onları hep anlamaya çalıştım.’’
Doktorumuz 65 yaşında bugün. Yılların doktoru kısaca… Eee, haklı olarak bizlere hekimliğinin/ hekimlikle ilgili kısa bir özetini yapsın değil mi:
‘’ Bir hekim için belki de en sihirli an; hastasının memnun, teşekkür için kapıda belirmesi, tüm yorgunluğunun/ üzüntüsünün bittiği an! Sadece bunun için bile hekimlik, yapılmaya değer özel bir meslektir.’’
Acil sözcüğünü çok kullandık ya… Doktorumuz da acillerde çalışmış biri ya…
Bu konuda ne dediğini de aktarmış olalım o halde:
‘’Acil servisler hastanelerin vitrinidir. Kalbidir. Bir Fabrikanın üretim alanı gibidir.’’
Ve de deneyimlerinden hareketle şöyle diyor:’’ Hasta acil servise getirildiğinde ilk işimiz onu hızla değerlendirmek olmalıdır. Her hastayı hızlıca gözden geçirirken belli bir sıralama takip etmeliyiz. Bu sıralama olmadığında işler karmaşık hâle gelir. Bu karmaşıklık da ölümle sonuçlanabilir. Yıllar içerisinde işimizi en basit şekilde yapmamızı sağlayan işte budur.’’
Çanakkale Savaşı’nda doktor bir baba ve asker oğlunun öyküsünün yer aldığı 88. sayfa, benim gibi siz okurlarımı da ağlatır mı bilmem.
‘’ …Bir sedye ile yeni bir yaralı getirildi. Yüzü gözü her yeri kan içinde. Bağırsakları dışarı çıkmış. Sağ bacağı parçalanmış. Acı acı inliyor. ‘’ Bunu kaldırın’’ dedim. Ağrı kesici vermedim. O an yaralı asker inleyerek ‘’ Baba!’’ diye seslendi. Aman Allahım, oğlum! Ağır yaralı olan kendi öz oğlum.’’
Doktor olan babanın sözleri bunlar.
Baba Dr. Tarık Nusret, ne mi yapıyor? Oğluna ağrı kesici vermiyor. Ölümü bekleyenlerin arasına gönderiyor. Biliyor ki ameliyat edilse bile oğlu yaşamayacak. Ağrı kesici ilaçları hayatta kalabilecek olan askerler için kullanmayı tercih ediyor.
Ve buna benzer daha başka anılar ve acılar!
Yaşadığı depremlerde gördükleri, yaşadıkları, depremlerle ilgili gözlemleri ve deprem bilgileri…
*
Okuru sarsan anıların ve tıp bilgilerinin yer aldığı bu kitabı Ülkümen Rodoplu yazmış. O anıları anlatmak yerine sizlerin okumasını arzu ederim.
Okuyup da etkilenmemek mümkün değil!
Teşekkürler Ülkümen Bey!


Benim Veli Lök gibi; biraz abim, biraz babam, biraz amcam bildiğim Veli Lök vardır.
Kaos ve Kurtuluş’u okuduktan sonra size de ‘kardeşim’ diyesim geldi doğrusu.
Eline- yüreğine sağlık!
(KAOS VE KURTULUŞ ‘’Afet ve Kriz Yönetimi Rehberi’’ / Ceres Yayınları-İstanbul. 2025