İnsanda güzel olan yüzdür/Yüzde güzel olan gözdür/ Ama insanı insan yapan/ Ağzından çıkan sözdür.
Mevlana söylemiş ya da Yunus Emre… Ne önemi var? Önemli olan güzel düşünmek, güzel konuşmak, güzel yazmak değil mi?
Konuşurken ağzından çıkan sözlere dikkat eden, ölçüp tartarak konuşanları seviyorum.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i genel başkan olduğu günden bu yana izliyorum. Doğrusu bu ya, güzel konuşuyor. Bugüne değin gelmiş geçmiş genel başkanlar içinde apayrı bir yere sahip Cesuryürek Özel! Süreci kesinlikle çok iyi yönetiyor. Yürekli, inandırıcı, samimi, dürüst, güzel yüzlü bir lider!
Ondaki inandırıcılığı RTE’de, DB’de ve minicik bir partinin genel başkanı DP’te görebiliyor musunuz hiç?
Bu arada çok sevimsiz konuşanlar da az değil… AKP’li Özlem Zengin gibi…
Bir ara ‘’ Utanmıyoruz! ‘’ demişti, şimdi de iki gün önceki kral sofrasına benzeyen iftar menüsü için sevimsizleşti.
*
Herkesle barışık yaşayan insanlara bayılıyorum. Ünal Ersözlü, Mehmet Atilla, Avram Ventura gibi arkadaşlarıma bu yüzden hayranım. Herhangi birini onlardan biri için olumsuz konuşurken göremezsiniz hiç.
Bohem bir yaşam sürmüş, CHP milletvekilliği yapmış, Mevlana okurken Baudelaire ve Proust da okuyabilen, Dede Efendi’yi dinlediği gibi Mozart’ı da dinleyen, en Batılıdan daha Batılı/ en Doğuludan daha Doğulu, mezartaşında ‘’Ne içindeyim zamanın/ Ne de büsbütün dışında’’ yazılı olan ünlü düşünür/ yazar Ahmet Hamdi Tanpınar’ı bile seven var sevmeyen varken…
Geçimsiz biri olduğumdan, herkesle ne Ünal gibi ne de Avram ya da Mehmet Atilla gibi ilişkiler kurabiliyorum. Bende galiba biraz hoşgörü yetersizliği var. Örneğin benim yaşlarda biri toplum içinde ilericilik/ devrimcilik tartışmasına giriyorsa o arkadaşa çocuğunun/ çocuklarının adlarını soruyorum hemen. Barış, Özgür, Deniz, Ulaş, Sinan, Mahir ve benzeri isimler değilse inandırıcı bulmuyorum o kişileri. Ya da 1 Mayıs 1977’de İstanbul’da/ Taksim’de bulunup bulunmadığını soruveriyorum.
Herhangi bir toplumsal sorunun yaşandığı belediyelerin birinde haber değeri olan bir konuyu bilgi sahibi olmalarına karşın Başkanla papaz olmamak adına haberleştirmeyen gazetecileri de sevmiyorum örneğin…
Müdürün baskı yaptığı öğretmeni, salt müdürle kötü olmamak adına savunmayan, ezilen öğretmen yerine yöneticinin safında yer alan eğitim çalışanlarından da hazzetmiyorum hiç.
Ülke çapında onca olumsuzluk yaşanırken, her konuda sözü var gibi görünen kimi entelektüellerin hiç mi hiç siyasi mesajlar paylaşmaması da bana çok rahatsızlık veriyor örneğin. Ödlekliklerini yüzlerine de vurmak olmuyor ki…
Bizde nedense Necip Fazıl okuyan Nazım Hikmet’i okumaz. Nazım’ı okuyan da örtülü ödenekten beslenen Necip Fazıl’ı…
Mehmet Akif Ersoy’a bakış da biraz miyop bir bakıştır bizde.
Besim F. Dellaloğlu, bu konuda bakınız ne diyor: ‘’ Bu memleketin aydınının en büyük açmazı Tanpınar ile Yakup Kadri’yi, Nazım Hikmet ile Peyami Safa’yı birlikte okuyamamış olmasındandır belki.’’
Biraz geçimsiz olduğumu söylemeye çalıştım ya… Besim Dellaloğlu bence bu tümcesinde ‘aydın‘sözcüğünü doğru yerde kullanmamış. Aydın değil de o sözcük ‘entelektüeller’ ya da ‘Edebiyatseverler’ olarak yer almalıydı.
Aydın olmak başka bir şey çünkü!
*
Son aylarda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ile Karşıyaka Belediye Başkanı artık sadece kendi aralarında değil, kamuoyuna açık şekilde birbirlerine hücum halindeler. Oysa ikisi de aynı partinin üyeleri. CHP’den seçilmiş iki Başkan! Oturup anlaşmaları gerekmez mi? Yandaş medyaya servis yaparcasına/ iktidara, iktidar yanlılarına malzeme vermek istercesine birbirlerini incitiyorlar.
Cemil Tugay’ın yaptığı bir açılışta Yıldız Ünsal yok. Yıldız Ünsal’ın yaptığı bir açılışta da Cemil Tugay…
İki Başkanı bir araya getirip uzlaştırma/ barıştırma benzeri bir atakta bulunan da yok. Oysa CHP zarar görüyor bundan!
Partili biri olarak bundan son derece rahatsız oluyorum.
Partiye üyeliği 13 Temmuz 1972 olan bir partili olarak en azından bir önerim var iki değerli Başkanıma; Yıllar önce İzmir valiliğinde bulunmuş/ Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinden emekli, İzmirlilerin çok sevip saydığı Sayın Kemal Nehrozoğlu, eski milletvekillerinden hukukçu-yazar Kemal Anadol ya da sevilen / sayılan bir başka partili abimizin aracılığıyla bir araya gelip sorunu tatlıya bağlamak!
*
Başka bir konu…
Basmane’yi fırsat buldukça karış karış dolaşırım. Her defasında da zenginleşirim. Orhan Beşikçi, Yaşar Ürük ya da bir başka Basmane araştırmacısı/ tarih bölümü öğrencisi Hüseyin Sezgin kadar değilse de Basmane hakkında üç beş laf edebilirim.
Bu kez Kubilay Mahallesi Muhtarı Ünal Kalfa ile tanıştım. Muhtarlık binasına çok da şirin bir kitaplık kurmuş. Tabii ki herkesin bana sorduğunu ben de ona sordum: ‘’ İyi, güzel hoş da kitaplardan yararlananlar oluyor mu?’’
Çevre okulların öğrencileri gelip kitap alıyorlar/ okuyorlar ve geri getiriyorlarmış. APİKAM da bir dizi kitap bağışlamış muhtarlığa… Doğrusu bu ya… Çok da güzel romanlar, araştırma kitapları ve hikayeler vardı raflarda. Muhtarlık binası, kitaplarla daha bir güzelleşmiş!
Mahallede toplam 4 bin kişi yaşıyormuş. 800 kadar Afrikalı varmış. Afrikalıların bu mahallede oturan Mardinli, Urfalı ve Diyarbakırlıdan farkı iki üç lisan fazla bilmesiymiş. Kültürlü insanlarmış kısaca…
1033 Sokak’taki İmam Cafer Sadık Tayyar Türbesi’ni ziyaret edeyim dedim. Bir hareket/ bir gelişme var mı acaba diye… Daha önceki gibiydi. Bakımsızlıktan ölüyor adeta… Sokağın başında üç dört kişiye sordum, sokaktaki türbenin ne olduğunu… Malum sonuç; kimse bilmiyor.
Bir bakkal dükkanına girip kasa başındaki genç kıza, minaresi kırık olan olan caminin adını sordum. Arada 30-40 metre var yok… ‘’ Bilmiyorum’’ dedi.
Evinin önünde oturan bir amcaya Kadifekale sırtlarındaki antik tiyatronun tarihçesiyle ilgili soru sormaya ise cesaret edemedim. Alabileceğim yanıtı tahmin ettiğim için…
943 Sokaktaki bir delikanlıya sordum: ‘’ Mavi Kortejo varmış burda bir yerde?’’ Yanıtı mı: ‘’ Valla ben Mardinliyim, bilmiyorum.’’
Oysa 200 metre kadar ilerideydi kortejo. Mavi Kortejo’nun önünden geçerken oturan bir kadına ‘’ Kortejo ne demek?’’ diye sorayım dedim, vazgeçtim.
İzmir’de oturuyorsanız mutlaka bu tarihi semti, gezin, dolaşın, zenginleşin.
Eski milletvekillerinden Oğuz Oyan’ın Kubilay Mahalleli olduğunu da yeni öğrendim. Tarık Dursun K. Bir zamanlar burada yaşamış örneğin… Muammer Toprakçı da…
CHP’nin eski milletvekillerinden Hakkı Ülkü’yü gezdirmiştim 6-7 yıl önce. ‘’ Bu kentin milletvekilliğini yaptım Recai. Buraya ilk kez geliyorum, iyi mi?’’ demişti bana rahmetli.
Tarihi, geniş bahçeli çok odalı taş konaklar, cumbalı evler, daracık/ yoksulluk kokan ve çocuk kaynayan sokaklar…
Altınordu Spor Kulübü Lokali’ndeki eğitimci Ferhat’la, Tarihi Basmane Fırını civarında görebileceğiniz Orhan Beşikçi ile de görüşüp tanışın bence.