İzmir’in hafızasında bazı isimler silinmez.
Görev süreleri biter ama gölgeleri şehirden çekilmez.

İzmir’e okumak için adım attığımda belediye başkanlığı koltuğunda İhsan Alyanak oturuyordu.
Öğrenciyken adını çok duydum ama tanışmak mümkün olmadı.
Yıllar sonra aramızda güzel, samimi ve unutulmaz bir dostluk kuruldu.

Eşi Müjgan Hanım’la yaşadığı evinde kendisini defalarca ziyaret ettik.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Yüksel Çakmur, belediye meclis üyeleri Haluk İrtegün, Nimet Haytabay, ESHOT Genel Müdürü rahmetli Mehmet Erdül, genç yaşta kaybettiğimiz Muzaffer Soykan…
Evinde oturur, çayını içer, İzmir’i konuşurduk.

Çakmur’un başkanlığı sona erdikten sonra da ziyaretlerimiz sürdü.
O artık hastaydı.
Narlıdere’deki evindeydi.

Müjgan Hanım bir gün şöyle demişti:

“Yorgun döşek yatarken sizin geleceğinizi duyunca ayağa kalkıyor. Aynanın karşısına geçip pırıl pırıl traş oluyor, saçlarını tarıyor, temiz giyiniyor. Siz gelince en az 20 yıl gençleşiyor, başlıyor nutuk çekmeye…”

İşte böyle bir insandı.
Siyaset denilince gençleşen…

*

Boksördü.
Ringde öğrendiği refleksi siyasete taşıdı.
Yumruğu sertti, dili daha sertti.
Ama asıl gücü arkasındaki halktı.

1973’te seçildiğinde İzmir çalkantılıydı.
Sağ–sol çatışmaları, ekonomik kriz, kuyruklar…
Ama aynı zamanda emeğin güçlü olduğu yıllardı.

Aliağa büyüyordu.
Liman genişliyordu.
Fabrika düdükleri çalıyor, işçiler hak arıyordu.

İzmir emeğin kentiydi.
Alyanak o emeğin başkanıydı.

*

“Halkçı belediyecilik” bugün çok kullanılan bir söz.
Ama o yıllarda içi doluydu.

TANSA’yı kurdu.
Halkına ucuz gıda, kömür sağlayan tanzim satış mağazalarını hayata geçirdi.

Balçova’da kuyulardan su çekilen günleri bilirim.
Bugün musluklarımızdan sağlıklı su akıyorsa, temelleri o dönemde atıldı.

Belediyecilik onun için asfalt değildi.
Dayanışmaydı.
Eşitlikti.
Sosyal sorumluluktu.

*

Sert mizacı dillere destandı.

Medya baronlarına yaslanmadı. Sürekli aleyhinde haber yapan, yazılar yazan Yeni Asır’ın İzmir binasına giren itfaiye hortumları hala hafızalardadır.

Alsancak’taki İngiltere Konsolosluğu duvarını yol için yıktığında Londra’dan nota gelmişti.
Bülent Ecevit’ten uyarı aldı ama geri adım atmadı.
Tepecik’te caddeyi açan da oydu.

Kimi “öfkeliydi” dedi.
Kimi “bıçkın” dedi.
Ama kimse “korkaktı” diyemedi.

Ama sertliğinin yanında bir de titizliği vardı.

Bir gün evine gönderilen kilim…
Müjgan Hanım iyi niyetle almış.
Akşam İhsan Bey gelince adeta küplere binmiş.
“Sen nasıl alırsın bunu?” demiş.
Ertesi gün şoförüne verip iade ettirmiş.

Çok titizdi.
Çok dürüsttü.
Kilim yüzünden eşini azarlayacak kadar prensip sahibiydi.

*

12 Eylül sabahı geldi.
Seçilmişler gitti.
Askeri diktatörlük geldi.
Görevinden aldılar.

Sonra hastalıklar…

Yurtdışında tedavi önerildiğinde,
“Param kadar tedavi olurum, olmadı ülkemde ölürüm” dedi.

Yardım kabul etmedi.
Halktan biri gibi yaşadı.
Fakir öldü.

84 yaşında Eşrefpaşa’da hayata veda etti.
Vasiyeti üzerine cenazesi belediye önünden ve Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’nın önünden geçirildi.

O gün tabutunu omuzlayanlardan, gözyaşı döken binlerce İzmirliyle birlikte yürüyenlerden biriydim.

*

Bugün makamlar daha konforlu.
Danışmanlar daha kalabalık.
İmkanlar daha geniş.

Ama “koca başkan” denecek kaç isim var?

İhsan Alyanak’ın kroşesi sertti.
Ama vicdanı daha sertti.

Bu şehir rüzgarı sert, insanı dik bir şehirdir.
O yıllarda rüzgar da sertti, insanlar da.

Kokluca Mezarlığı’nda kabri başında dua edeceğim.
Onu anacağım.

Ve içimde yaşatmaya devam edeceğim.