Adamlar eşini, evladını, düzenini geride bırakıp Gazze’de mazlumların yanında durmaya gidiyor. Kimileri canını ortaya koyuyor, kimileri elindeki imkânı paylaşıyor, kimileri de en azından alışveriş tercihiyle zulme ortak olmamaya çalışıyor.
Biz ise çoğu zaman bir ürünü almamayı, bir markayı tercih etmemeyi, birkaç kuruşluk konforumuzdan vazgeçmeyi bile kendimize ağır görüyoruz.
Sonra da utanmadan, “Aynı cenneti istiyoruz!
Gazze’de çocuklar açken, anneler evlatlarını toprağa verirken, biz soframızın, alışverişimizin ve konforumuzun hesabını yapıyorsak biraz durup kendimize sormalıyız:
Biz gerçekten mazlumun yanında mıyız?
Samimiyet sadece konuşmak değildir.
Samimiyet, bedel ödemeyi göze alabilmektir.
Bir mazlumun acısını paylaşmak; sadece sosyal medyada birkaç cümle yazmakla, bir fotoğraf paylaşmakla, “Allah yardımcıları olsun” demekle sınırlı değildir.
Elbette herkes cepheye gidemez. Herkes canını ortaya koyamaz. Ama herkesin yapabileceği bir şey mutlaka vardır.
Kimi duasıyla, kimi maddi desteğiyle, kimi alışveriş tercihiyle, kimi sahip olduğu imkânları paylaşarak mazlumun yanında olabilir.
Mesele, elimizden gelenin ne kadar büyük olduğu değil; elimizden geleni gerçekten yapıp yapmadığımızdır.
Bugün Gazze bize sadece bir savaşın acısını göstermiyor; aynı zamanda vicdanlarımızı, samimiyetimizi ve insanlığımızı da sınava tabi tutuyor.
Öyleyse kendimize dürüstçe soralım:
Biz gerçekten mazlumun yanında mıyız, yoksa sadece mazlumun yanında olduğumuzu söylemeyi mi tercih ediyoruz.
Çünkü sözün değerini, bedel ödemeye hazır olduğumuzda anlarız.

Allah Gazze’deki mazlumların yardımcısı olsun.
Şehitlere rahmet, yaralılara şifa, geride kalanlara sabır versin.
Ve bizlere de söylemekten öte, gerçekten taraf olabilecek bir vicdan ve samimiyet nasip etsin.