Bazı siyasetçileri yazmak için özel bir neden aramazsınız. Çünkü söyledikleri, yaptıkları ve siyaset yapma biçimleri zaten kamuoyunun dikkatini çeker.
Son dönemde Çağatay Güç’ün yaptığı açıklamalar ve siyasi çıkışlar da bende böyle bir ihtiyaç doğurdu.
Ben Çağatay Güç’ü neden yazıyorum?
Çünkü mesele yalnızca bir siyasetçinin hangi partide olduğu ya da hangi görevi yaptığı değildir. Asıl mesele; siyasetin nasıl yapıldığı, verilen sözlerin ne kadarının arkasında durulduğu, siyasi makamların nasıl kullanıldığı ve siyasetçinin kendi geçmişiyle ne kadar tutarlı olduğudur.
Çağatay Güç’ün siyasi yolculuğuna baktığımızda karşımıza ilginç bir tablo çıkıyor.
CHP İzmir İl Başkanlığı sürecinde Genel Başkan Özgür Özel tarafından desteklenen Çağatay Güç, il başkanlığı seçiminde tek aday olarak yarıştı ve seçildi. Güç, daha önce 2024 yerel seçimlerinde CHP'nin Aliağa Belediye Başkan adayı olmuştu. Özgür Özel de seçim kampanyasında Aliağa’da Güç’e açık biçimde destek vermişti.
Ancak Aliağa, sanayisiyle, emekçileriyle ve güçlü işçi kimliğiyle bilinen bir kent olmasına rağmen CHP seçimi kazanamadı. MHP adayı Serkan Acar 27.383 oy alarak %46,72 ile belediye başkanı olurken, CHP adayı Çağatay Güç 26.010 oy ve %44,38'de kaldı.
Ardından İzmir İl Başkanlığı süreci geldi.
Bu süreçte CHP Buca İlçe Başkanı Çağdaş Kaya’nın il başkanlığına aday olmak istemesi, ancak adaylıktan çekilmesiyle sonuçlanan gelişmeler kamuoyuna yansıdı. Burada benim asıl dikkat çekmek istediğim konu, bir il başkanının nasıl seçildiğinden çok, siyasette örgütün iradesinin ne kadar özgür bırakıldığıdır.
CHP gibi yüz yılı aşkın bir örgüt geleneğine sahip bir partide, il başkanlığı makamının tek adayla ve tartışmasız bir süreçle belirlenmesi elbette sorgulanabilir.
Çünkü sosyal demokrat siyaset, yalnızca seçim kazanmak değildir.
Sosyal demokrat siyaset; örgüt iradesine, çoğulculuğa, eleştiriye, emeğe ve demokratik yarışa değer vermektir.
Bir siyasetçinin yükselişinde genel merkez desteği olabilir. Bu siyasetin doğasında vardır. Ancak genel merkezin desteğiyle gelinen makam, hiçbir zaman kişisel bir güç alanına dönüşmemelidir.
Daha sonra Çağatay Güç CHP İzmir İl Başkanlığı görevini yürüttü.
Ve bugün geldiğimiz noktada kendisi artık CHP'de değil.
Yeni Parti'ye geçti.
İşte benim asıl sorum da burada başlıyor:
Bir insanın siyasi tercihini değiştirmesi elbette kendi hakkıdır. Peki dün savunduğu değerlerle bugün bulunduğu yer arasında nasıl bir ilişki vardır?
Siyasette parti değiştirmek mümkündür. İnsanlar düşüncelerini değiştirebilir, farklı siyasi yapılarda kendilerine yeni bir yol çizebilirler.
Ama siyasetçinin geçmişte söyledikleri, aldığı görevler ve o görevlerde temsil ettiği partiyle kurduğu ilişki de hafızalardan silinmez.
Hele ki daha düne kadar CHP'nin İzmir İl Başkanı olan bir kişinin, bugün başka bir siyasi yapının yöneticisi olarak CHP'ye ilişkin değerlendirmeler yapması, doğal olarak kamuoyunun dikkatini çeker.
Bir başka konu ise CHP'ye ait olduğu belirtilen cep telefonu meselesidir.
Çağatay Güç'ün CHP'den ayrılırken partiye ait cep telefonunu beraberinde götürdüğü ve bu konunun dönemin CHP İzmir İl Başkanı Utku Gümrükçü tarafından kamuoyuna açıklandığı, telefon faturasıyla birlikte gündeme getirildi.
Burada mesele bir telefon değildir.
Mesele, emanet bilincidir.
Bir siyasi partinin yöneticisiyseniz, kullandığınız araç, telefon, bilgisayar veya başka bir imkân kişisel malınız değil; partinin size görev nedeniyle tahsis ettiği araçlardır.
Siyasette asıl sınav da zaten makamdayken değil, makamdan ayrılırken verilir.
İnsanları makam sahibi yapan koltuk değildir.
Asıl önemli olan, insanın koltuktan kalktıktan sonra nasıl davrandığıdır.
Bugün Çağatay Güç'ün Yeni Parti'deki siyasi faaliyetleri ve son dönemde yaptığı açıklamalar elbette eleştirilebilir.
Benim itirazım da tam burada başlıyor.
Siyaset, dün söylediğini bugün unutmak değildir.
Siyaset, dün yanında yürüdüğün insanları bugün düşmanlaştırmak değildir.
Siyaset, dün savunduğun örgütsel değerleri bugün bulunduğun yere göre yeniden yorumlamak hiç değildir.
Özellikle sosyal demokrat bir siyasi kültürde bunun karşılığı çok daha ağırdır.
Çünkü sosyal demokrasi; kişilere değil kurumlara, makamlara değil ilkelere, kişisel çıkarlara değil toplum yararına dayanır.
Bu nedenle Çağatay Güç'ün bugün yaptığı açıklamaları yalnızca “Yeni Parti'nin İzmir İl Başkanı konuşuyor” diye değerlendirmek eksik olur.
Karşımızda aynı zamanda geçmişte CHP İzmir İl Başkanı olarak görev yapmış bir siyasetçi vardır.
Ve insanın geçmişi, siyasi hafızasıdır.
Benim Çağatay Güç'ü yazma nedenim de budur.
Kişisel bir hesaplaşma peşinde değilim.
Bir siyasetçiyi eleştirmek için onunla kişisel bir sorun yaşamaya gerek yok.
Ben siyasetin kişiselleştirilmesine değil, siyasetin ilkeler üzerinden tartışılmasına inanıyorum.
Bugün Çağatay Güç'ü eleştiriyorum.
Yarın aynı şeyi başka bir siyasetçi için de yaparım.
Çünkü benim için mesele kişi değil, siyaset anlayışıdır.
Siyasette makamlar geçicidir.
İl başkanlığı da geçicidir, belediye başkanlığı da, milletvekilliği de.
Partiler de zaman içinde değişebilir.
Ama insanın siyasi geçmişi değişmez.
Geriye söyledikleri kalır.
Yaptıkları kalır.
Duruşu kalır.
Ve en önemlisi, siyasi tutarlılığı kalır.
İşte bu nedenle soruyorum:
Çağatay Güç’ü neden yazıyorum?
Çünkü siyasette dün ile bugün arasındaki mesafeyi sorgulamak, yalnızca gazetecilerin ya da köşe yazarlarının değil, siyaseti ciddiye alan herkesin görevidir.
Çünkü siyaset makam sahibi olma sanatı değil, topluma karşı sorumluluk taşıma işidir.
Ve unutulmamalıdır:
Koltuklar değişir, partiler değişir, siyasi dengeler değişir. Ama siyasi etik ve vicdan değişmemelidir.