9 Temmuz 2021 sabahı…

Türkiye’de ekmek kavgası verenlerin,
alın teriyle yaşayanların,
hürriyet için direnenlerin
yüreğine ateş düştü.

Tahir Çetin
Ali Faik İnter

Ankara’dan Soma’ya dönüyorlardı…

Bir hak mücadelesinin ardından.

Ve o yolda…
bir trafik kazasında
hayatlarını kaybettiler.

Onlar sadece bir kazada ölmedi.

Onlar,
bir sistemin içinde,
bir mücadelenin ortasında,
bir direnişin tam kalbinde
hayatlarını kaybetti.

+++

SENDİKACI MI,
MÜCADELE İNSANI MI?

Bugün bir soru sormak gerekiyor:

Sendikacı kimdir?

Makamda oturan mı?
Yoksa işçinin yanında duran mı?

Tahir Çetin’e bakıyorsunuz…

“Alışılmış” bir sendika başkanı değil.

Ali Faik’e bakıyorsunuz…

Kürsüden konuşan değil,
sahada yürüyen biri.

Bugünün düzeninde bu tarz
“sıra dışı” görünüyor.

Ama gerçek şu:

Onlar sıra dışı değil…

Biz, gerçeğin dışına düşmüşüz.

Kınık’ta…
CHP’nin o küçücük odasında
Tahir Çetin’le oturup sohbet etmiştik.

Düşündüğünü açık söyleyen,
lafı dolandırmadan gediğine koyan
bir işçi önderiydi.

“Sayın vekilim,” demişti,
“madencilerin hakları ve hukuku için ölürüz. Ama mücadeleden dönmeyiz.
İkinci bir tercihimiz olmaz, ikircikli olamayız”

İsteği netti:

CHP’nin bu mücadelenin yanında durması…

“Emeğin partisine bu yakışır” diyordu.

Ve o mücadele yolunda…
Tahir Çetin hayatını kaybetti.

Yanında…
yoldaşı Ali Faik İnter vardı.

+++

UNUTULAN TARİH

19. yüzyıla gidin…

Sendikaları kim kurdu?

Kravatlı yöneticiler mi?

Hayır.

Üretenler kurdu.

Zanaatkârlar…
İşçiler…

Üretimin her aşamasını bilen,
hesap yapan,
söz söyleyen insanlar.

Birinci Enternasyonal kurulurken,
o hareketin içinde olanlar
bugünün “temsilcileri” değil,
bizzat üreticilerdi.

Hatta daha açık söyleyelim:

Karl Marx’ı bile
Marx yapan, o işçi hareketiydi.

Sendikacılık…

Sermayeye karşı
üreticinin kolektif savunmasıydı.

+++

BUGÜN NE OLDU?

Sonra ne oldu?

Sendikacılık değişti…

Mücadele örgütü,
pazarlık bürosuna dönüştü.

“Ücret sendikacılığı” dediler.

Bir dönem işe yaradı…

Evet.

Ama o dönem geçti.

1980 sonrası…

Neoliberal düzen geldi.
Piyasalar küreselleşti.

Ama sendikalar…

Hala ulusal sınırlar içinde
eski yöntemlerle mücadele etmeye çalıştı.

Sonuç?

Etkisizleşme.

Sessizlik.

Ve giderek…

Bir ritüele dönüşme.

+++

GERÇEK SENDİKACILIK

Bugün açık konuşalım:

İşçi sınıfının
artık oyalanacak zamanı yok.

Kâğıt üzerindeki sendikacılıkla
kimsenin karnı doymuyor.

Gerçek sendikacılık…

Tahir Çetin’in yaptığıdır.

Ali Faik İnter’in yürüdüğü yoldur.

Yani:

Üretimden gelen gücü bilen,
Sahada olan,
Risk alan,
Bedel ödeyen…

Sendikacılık.

+++

ONLAR ÖLMEDİ

Bir trafik kazası…

Evet.

Ama bu hikâye burada bitmez.

Çünkü bazı insanlar…

öldükten sonra da yol gösterir.

Tahir Çetin…
Ali Faik İnter…

Onlar artık sadece birer isim değil.

Bir çizgi…
Bir duruş…
Bir hatırlatma:

“Gerçek mücadele nasıl olur?”

+++

Ankara’da günlerce direnen madenciler…

Gaz yediler, geri adım atmadılar.
Kuşatıldılar, korkmadılar.
“Terörist” dediler…
Gülüp geçtiler.

Çünkü biliyorlardı:

Bu mücadele,
satılık olmayanların mücadelesidir.

Ve onları bu noktaya getiren şey…

İşçiyi satmayan,
onunla birlikte yürüyen,
kendisi de işçi olan
sendikacıların yüreğidir.

Ve işçiler Ankara’dan zaferle döndüler, bir tarih yazdılar.

+++

SON SÖZ

Bu ülkede çok kişi konuşur…

Az kişi bedel öder.

Onlar bedel ödeyenlerdendi.

Ve şimdi soru bize kaldı:

Biz… Hangi taraftayız?