Öğretmen Narman Demir Çınar’ın Eşref’e bir seslenişi olan hicvi şöyle:
Ey Eşref! Acı bir gerçektir diyeceklerim/ Artık herkes çalışıyor ipe sermeye unu/Bundan da acı bir tek şey var âlemde/ Senden daha meşhurdur Kırkağaç’ın Kavunu!
Neden Eşref’e diye soracak olursanız… Çünkü Eşref, Kavunun başkenti Kırkağaçlı da ondan…
1846-1912 yılları arasında yaşamış olan Şair Eşref, şu dörtlüğüyle kime seslenmiştir dersiniz?
‘’ Toprak altında da olsan bulurum/Erişir burnuna birkaç tekmem/ Can verip kurtulurum zannetme/ Şeytan elini çekse de ben elimi çekmem!’’
Hem kaymakam hem de şair olan Eşref’te anlaşılıyor ki yürek altı okka! Çünkü o dörtlüğü II. Abdülhamit için yazmıştı.
Şairin asıl adı Mehmet Eşref. Kırkağaç’ın Gelenbe kasabasından…1879-1902 yılları arasında kaymakamlık yapmış olan Eşref, alkole olan düşkünlüğüyle biliniyor. Yazdığı hicivler yüzünden başı hep derde girmiş. Hem de devlet adamları için yazıyor o hicivleri. Yürek altı okka yani! Bu yüzden hapis bile yatıyor. Cezasını tamamladıktan sonra önce İzmir’e gidiyor, sonra da Mısır’a kaçıyor. Meşrutiyetin ilanına kadar da orada kalıyor. Kısa aralıklarla Fransa, İsviçre ve Kıbrıs’ta da kalmışlığı var.

22 Mayıs 1922’de Kırkağaç’ta vefat eden Eşref, mezar taşına şu dizelerin yazılmasını vasiyet ediyor:
‘’ Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için/ Gelmesin, reddeylerim billah öz kardaşımı/Gözlerim ebna-yı ademden o rütbe yıldı kim/ İstemem ben Fatiha, tek çalmasınlar taşımı.
Her ne kadar mezar taşının çalınmamasını istemişse de iki kez çalınıyor maalesef.
Eşref; yobazlığın, dalkavukluğun ve liyakatsizliğin düşmanı bir şair/ düşün insanı.
Mısır’ın Osmanlı’nın elinden çıkması üzerine İkinci Abdülhamit’e şu dizelerle yükleniyor:
‘’Vakt-i fırsat gözetir Şah-ı Cihan/ Tutar elbet elinden kaçanı/ Gene sahip olur inşallah/ Mısır’ın kaldı elinde koçanı’’
Çağının ilerisinde biriydi dersek yanılmış olmayız herhalde. II. Abdülhamit aleyhindeki hicivlerini DECCAL adlı kitabında toplamış. Bu kitabı yüzünden hükümet, ne mi yapmış? Şairin memleketindeki mallarına el koydu.
*

Kadirşinas Kırkağaçlılar onu bugün ilçelerinde büstüyle yaşatıyorlar.
Gelelim ‘Cucumis melo’, ‘dülek’, ‘bostan’ diye de bilinen ‘kavun’a…
Dünyada birçok ülkede üretilen kavunun Afrika kökenli olduğu düşünülüyor. İzi de 5 bin yıl öncesine kadar gidiyor.
Kırkağaç’ta yetiştirilmeye başlaması 1300’lü yıllara dayanıyor. Biliyor muydunuz, Abdülhamit’in sarayına her hafta iki kasa kavun gönderilirmiş.
Edebiyatımızda da Cahit Külebi, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Bedri Rahmi Eyuboğlu kavuna şiirlerinde yer vermiş ünlü şairlerimizden.
Kavun üzerine bir anekdot da her ikisi de Kırkağaç doğumlu olan Ümit Evran ile Kadir Boz’un birlikte hazırladıkları ‘’ DÜLEK/ Çekirdekten Sofraya’’ kitabında çıktı karşıma:
‘’ Kırkağaç’a gittin mi/ GİTTİM/ Kavun yedin mi/ YEDİM / Kabuğunu kaşıkla kazıdın mı / KAZIMADIM/ Demek ki sen Kırkağaç’a gitmemişsin arkadaş!’’
Ben de bundan böyle öyle yiyeceğim kavunu.
Kavun ekimi nisan ortası/ 10 Mayıs arasında yapılırmış.
Tescilli Kırkağaç kavun çeşitlerine gelince: Altınbaş, Sarı dilimli ve Hasanbey kavunu.
Kalorisi düşük bir vitamin deposu olan kavun, lifli yapısı nedeniyle bağırsakların çalışmasına yardımcı oluyor.
Kavun çekirdekleri A,B,C vitaminleri ile megnezyum içeriyor. Kavun çekirdeğinden üretilen ve kavun çekirdeği şerbeti olarak tanımlanan SÜBYE, kavun dolması gibi Osmanlı mutfağının demirbaşlarından biri diye biliniyormuş.
Belediye Başkanı Üstün Dönmez ile görüşmek için Nisan ayında Kırkağaç’taydım.

‘’M. ALEV COŞKUN- RASİME ŞEYHOĞLU KÜTÜPHANESİ’’ için…
İki gün önce de Başkan Yardımcısı Halil Olu’nun gönderdiği Muhammet İbrahim Baybars Narin ve Celal Akkaş ile kütüphanenin kitaplarını gönderdik. En seçme çocuk kitapları, gençlik romanları ve diğer değerlilerle… Bugünlerde aklımız fikrimiz hep Kırkağaç, Şair Eşref ve kavun!
Değerli başkanımızın da katkılarıyla yeni belediye binası biter bitmez hemen Kırkağaçlıların hizmetindeyiz!
İnanıyorum ki gelecek yıllarda yeni Orhan Kemaller, yeni Cahit Arflar, yeni Fazıl Saylar/ Burçin Bükeler yetişecek Kırkağaç’tan…