Türkiye’de bazen öyle tartışmalar yaşanıyor ki insan gerçekten hayret ediyor.
Ülkenin ekonomisi alarm verirken, vatandaş pazara çıkarken iki kere düşünürken, emekli maaşıyla ay sonunu getirmeye çalışırken, gençler gelecek kaygısıyla boğuşurken birileri kalkıp bir fıkranın peşine düşüyor.
Rahmi Koç’un anlattığı bir fıkra üzerinden günlerce siyaset yapıldı.
Özür bekleyenler çıktı.
Affettiğini açıklayanlar çıktı.
Suç duyurusunda bulunanlar çıktı.
Sanki ülkenin en büyük meselesi buydu.
Sanki milyonların cebinden eksilen ekmek, eriyen maaşlar, kaybolan umutlar değil de bir fıkraydı.
Oysa asıl sorulması gereken soru şuydu:
Bu ülkenin bugün yaşadığı ekonomik enkazın sorumluları hiç özür diledi mi?
Yıllarca uygulanan yanlış politikalar sonucu vatandaşın alım gücü erirken, market rafları her gün değişen etiketlerle dolarken, kiralar maaşları geçerken, gençler yurt dışına gitmenin yollarını ararken kim çıktı da "Biz hata yaptık" dedi?
Kim?
Bir tane gösterin.
Çünkü Türkiye’de özür mekanizması sadece belirli kişiler için çalışıyor.
Ülkeye yatırım yapan, fabrika kuran, binlerce insanı istihdam eden, üretim yapan insanlar söz konusu olduğunda herkes bir anda savcı kesiliyor.
Ama milyonların hayatını etkileyen yanlış kararlar söz konusu olduğunda derin bir sessizlik başlıyor.
Hatırlayalım…
Bu ülkede bir çiftçiye "Ananı da al git" denildi.
Milyonların hafızasına kazınan bu söz için samimi bir özür duyduk mu?
Vatandaşın cebindeki para pul olurken, enflasyon altında ezilirken, emekli temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelirken birileri çıkıp milletten özür diledi mi?
Hayır.
Ama konu Rahmi Koç olunca herkes hassasiyet yarışına girdi.
Kimileri özür bekledi.
Kimileri affettiğini söyledi.
Kimileri ahkâm kesti.
Burada insanın aklına şu soru geliyor:
Affetme yetkisini size kim verdi?
Bir kişiyi affettiğinizi açıklamadan önce bu ülkenin milyonlarca vatandaşından özür dilemeniz gerekmiyor mu?
Çünkü bugün ekonomik zorluk yaşayan her vatandaşın, geçim derdi çeken her emeklinin, iş bulma umudunu kaybeden her gencin hesabını vermesi gerekenler ortadayken başka gündemlerin arkasına sığınmak kimseyi kurtarmaz.
Rahmi Koç’u seversiniz ya da sevmezsiniz.
Eleştirirsiniz ya da savunursunuz.
Bu herkesin hakkıdır.
Ama gerçekleri de inkâr edemezsiniz.
Rahmi Koç adı, Türkiye’de üretimle, sanayiyle, yatırımla ve istihdamla özdeşleşmiş bir isimdir.
Bugün Türkiye’nin dört bir yanında binlerce aile ekmeğini Koç Grubu bünyesindeki işletmelerden kazanıyorsa bunun da teslim edilmesi gerekir.
Fakat bizde bir tuhaflık var.
Üretene karşı acımasızız.
Başarana karşı acımasızız.
Yatırım yapana karşı acımasızız.
Ama ülkeyi yönetenlerin yanlışlarına karşı son derece cömertiz.
İşte asıl sorun da budur.
Çifte standart.
Seçici öfke.
Seçici vicdan.
Seçici adalet.
Bir fıkra üzerinden günlerce konuşanların, vatandaşın yaşadığı gerçek sorunlar karşısındaki sessizliği aslında her şeyi anlatıyor.
Çünkü mesele hiçbir zaman bir fıkra olmadı.
Mesele hiçbir zaman incinen duygular da olmadı.
Mesele siyasetti.
Mesele gündem oluşturmaktı.
Mesele dikkatleri başka yöne çevirmekti.
Ancak vatandaş artık görüyor.
Kimin samimi olduğunu da görüyor.
Kimin sadece fırsat kolladığını da görüyor.
Bu milletin hafızası sanıldığı kadar zayıf değil.
Kimlerin özür beklediğini de hatırlıyor.
Kimlerin özür dilemediğini de...
Kimlerin konuştuğunu da biliyor.
Kimlerin ülkeyi bu ekonomik darboğaza sürüklediğini de...
O yüzden bugün birilerine özür çağrısı yapanlara verilecek en net cevap şudur:
Özür bekleyenler önce milletten özür dilesin.
Çünkü kırılan sadece bazı siyasi hassasiyetler değil;
Kırılan emeklinin umudu,
İşçinin alın teri,
Gencin geleceği,
Vatandaşın sofrasındaki ekmektir.
Ve bunların hesabı, bir fıkradan çok daha büyüktür