Türkiye çok açık bir siyasal kırılma noktasından geçiyor. Yaşananları hâlâ “CHP içindeki koltuk kavgası” diye anlatmaya çalışanlar ya gerçeği görmüyor ya da görülmesini istemiyor. Çünkü mesele artık yalnızca bir kurultay, bir mahkeme kararı, bir genel başkanlık tartışması değildir. Mesele, halkın değişim iradesine, muhalefetin yükselen enerjisine ve sandıkta ortaya çıkan yeni Türkiye ihtimaline yapılan müdahaledir.
Cumhuriyet Halk Partisi, 31 Mart seçimleriyle birlikte Türkiye’de siyasal dengeleri değiştirmiştir. Uzun yıllar sonra yalnızca büyükşehirlerde değil, ülkenin farklı bölgelerinde de halkın umudunu büyüten bir başarı ortaya çıkmıştır.
Bu başarı tesadüf değildir. Bu başarı, eski yenilgiler düzenine, pasif bekleyişe, “nasıl olsa olmaz” anlayışına ve siyaset yapıyormuş gibi görünen ama halkın öfkesini örgütleyemeyen eski tarza karşı doğmuştur.
Bu başarının iki sembol ismi vardır: Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu.
Biri partinin değişim iradesini temsil etmektedir.
Diğeri Türkiye’nin cumhurbaşkanlığı umudunu temsil etmektedir.
Bugün hedef alınan da tam olarak budur.
Çünkü iktidar, karşısında dağınık, yılgın, iç tartışmalarla boğulan, halktan kopmuş bir muhalefet görmek istiyor. İktidar, meydanlarda emeklinin sesi olan, işçinin alın terini savunan, gençlerin öfkesini duyan, yoksulun ekmek kavgasını siyasetinin merkezine koyan bir CHP istemiyor. İktidar, teslim alınmış, hizaya çekilmiş, kendi sınırları içinde konuşan, kendi çizdiği alanda siyaset yapan bir muhalefet istiyor.
İşte bu nedenle bugün Özgür Özel çizgisine yönelen saldırı sadece bir parti yönetimine yönelmiş değildir. Bu saldırı, CHP’nin halkla yeniden kurduğu bağa yönelmiştir. Bu saldırı, 31 Mart’ta ortaya çıkan siyasal değişim ihtimaline yönelmiştir. Bu saldırı, Ekrem İmamoğlu’nun toplumda yarattığı iktidar alternatifi duygusuna yönelmiştir.
Mahkeme kararlarıyla seçilmiş kurultay iradesinin tartışmalı hale getirilmesi, eski yönetimin tedbiren göreve çağrılması, partinin mevcut seçilmiş kadrolarının dışarıda bırakılması ve bunun polis gücüyle sahaya yansıtılması, basit bir hukuki işlem gibi gösterilemez.
Hukuk, siyasetin sopa haline getirildiğinde artık adalet üretmez; korku üretir. Ve bugün Türkiye’de milyonlarca insan tam da bunu görmektedir.
Eğer bir mahkeme kararı, seçilmiş genel başkanı görevden uzaklaştırıyor, partinin yönetimini fiilen değiştiriyor, delegelerin iradesini boşa düşürüyor ve tüm bunlar “hukuki teknik mesele” diye sunuluyorsa, burada demokrasi adına büyük bir problem vardır.
Elbette hukuk konuşulabilir. Elbette kurultay süreçleri tartışılabilir. Elbette her siyasi partinin iç işleyişi denetlenebilir. Ama bu denetim, halkın gözünde iktidarın işine yarayan bir siyasal operasyon görüntüsü veriyorsa, orada hukuk tartışması çoktan siyasi meşruiyet tartışmasına dönüşmüştür.
Bugün CHP tabanının büyük bölümü meseleyi böyle okumaktadır.
Çünkü taraflar artık netleşmiştir.
Bir tarafta değişim iradesi vardır.
Bir tarafta eski düzenin konfor alanına dönmek isteyenler vardır.
Bir tarafta Özgür Özel’in temsil ettiği mücadeleci, sokakta karşılığı olan, halkın gündemini merkeze alan siyaset vardır.
Diğer tarafta ise yıllardır yenilgileri normalleştiren, koltuğu halktan daha fazla seven, “garanti yer” anlayışıyla siyaseti kendi küçük hesaplarına hapseden eski alışkanlıklar vardır.
CHP artık bu eski alışkanlıkların rehinesi olamaz.
Çünkü Türkiye’nin buna tahammülü yoktur.
Halk açtır.
Emekli yoksuldur.
İşçi geçinememektedir.
Gençler gelecek kuramamaktadır.
Çiftçi borç içindedir.
Kadınlar adalet aramaktadır.
Esnaf ayakta kalmaya çalışmaktadır.
Böyle bir ülkede CHP’nin görevi kendi içine kapanmak değil, halkın öfkesini örgütlemektir.
Özgür Özel’in yaptığı da budur.
O yüzden hedef alınmaktadır.
Çünkü Özgür Özel, CHP’yi salon siyasetine mahkûm etmeyen bir çizgi kurmuştur. Meydanı önemseyen, sokağı duyan, emeklinin feryadını siyasetinin merkezine alan, iktidarın sahte gündemlerine teslim olmayan bir muhalefet dili geliştirmiştir. Bu dil, yalnızca parti içi değişim dili değildir; aynı zamanda Türkiye’de yeni bir demokratik mücadele hattıdır.
Ekrem İmamoğlu’nun durumu da bu tablodan ayrı düşünülemez.
İmamoğlu bugün yalnızca İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı değildir. O, iktidarın karşısında en güçlü toplumsal alternatiflerden biri haline gelmiştir. Tam da bu yüzden yargı süreçlerinin merkezindedir. Suçlamalar elbette mahkemelerde tartışılır; fakat kamu vicdanı şunu sormaktadır: Neden Türkiye’de güçlü muhalefet figürleri sürekli yargı gündeminin içine çekiliyor? Neden halkın sandıkta büyüttüğü isimler, mahkeme salonlarında etkisizleştirilmeye çalışılıyor görüntüsü veriliyor?
Bu soruların cevabı basittir: Çünkü sandıktan çıkan değişim ihtimali iktidarı korkutmaktadır.
Bugün Ekrem İmamoğlu’na sahip çıkmak, yalnızca bir kişiye sahip çıkmak değildir. Sandığa sahip çıkmaktır. Seçmen iradesine sahip çıkmaktır. Türkiye’de iktidarın değişebilir olduğuna dair inanca sahip çıkmaktır.
Bu yüzden bizim liderimiz Özgür Özel’dir.
Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’dur.
CHP’nin geleceğini mahkeme koridorlarında yazmaya çalışanlar değil, örgüt, seçmen ve halk belirleyecektir.
Kimse CHP tabanının aklıyla alay etmesin.
Bu parti, saray siyasetinin çizdiği sınırlar içine hapsedilemez.
Bu parti, kurucu iradesini Kuvayı Milliye’den, meşruiyetini halktan, gücünü sandıktan ve tarihsel sorumluluğunu Cumhuriyet’ten alır.
Atatürk’ün partisi, kapalı kapılar ardında dizayn edilecek bir parti değildir.
Atatürk’ün partisi, gerektiğinde en karanlık günlerde bile millete umut olmayı bilen partidir.
Bugün bize düşen görev bellidir: Umutsuzluğa kapılmamak, geri çekilmemek, halkın iradesini savunmak ve demokratik mücadeleyi büyütmek.
Mustafa Kemal Paşa, 1919’un karanlığında, İzmir işgal edilmişken, İstanbul teslimiyet içindeyken, Anadolu yorgun ve yoksulken bile umudunu kaybetmedi. Çünkü o biliyordu ki milletin iradesi ayağa kalkarsa hiçbir güç onu durduramaz.
Bugün de aynı tarihsel bilinçle hareket etmek zorundayız.
Bu ülkenin gerçek gündemi mahkeme oyunları, saray hamleleri, sahte tartışmalar değildir.
Gerçek gündem ekmektir.
Adalettir.
Özgürlüktür.
Sandıktır.
Halkın iradesidir.
Ve bu iradeyi savunacak olanlar bellidir.
Bizler yaşananların sorumlusunu da biliyoruz, bu düzene sessiz kalanları da unutmayacağız. Halk açlık ve yoksullukla mücadele ederken koltuklarını korumayı siyaset sananlara karşı meydanda olacağız. İşçiyle, emekliyle, gençlerle, kadınlarla, çiftçilerle, geçinemeyen milyonlarla omuz omuza duracağız.
Bu düzenin ezdiği herkes bizim mücadele arkadaşımızdır.
CHP’nin yolu teslimiyet yolu değildir.
CHP’nin yolu halkın yoludur.
Özgür Özel bu yolun bugün en güçlü siyasal temsilcisidir.
Ekrem İmamoğlu bu yolun cumhurbaşkanlığı umududur.
Ve kim ne yaparsa yapsın, bu ülkenin geleceğini korku değil, halkın örgütlü umudu belirleyecektir.
Çünkü güneş ufuktan şimdi doğar.
Ve o güneşi kimse mahkeme kararıyla durduramaz.