Bizdeki demokrasiyi üçüncü dünya ülkeleri ve muz cumhuriyetleri seviyesine indiren en temel gerekçe, sandığın kutsallaştırılmasıdır.
Belirli dönemlerde bir sandık kurulur, ve o sandıktan çıkan o saatten sonra kafasına göre takılır.
Oysa, batı demokrasisinde sandık, bitiş değil, başlangıçtır.
Soru sorabilme ve hesap sorabilme olmayan demokrasi, kör ve topal 100 metre koşucusuna benzer.
Koşarsın ama hiçbir zaman hedefe ulaşamazsın.
Sadece sorabilmemiz değil, soruyu yönelttiğimiz muhataplarının da cevap vermek zorunda olması gerekmez mi?
Uşak Belediyesi'nin rezaletleriyle parmak ısırtan Özkan Yalım'ın, CHP'den neden kovulamadığını soramıyoruz mesela.
Özgür Özel ve kurmaylarının zahmet edip, Özkan Yalım'ı partiden tekme tokat atmoyuruz ama gerekçesi de şu demek zorunda kalmamaları neden insanlara tuhaf gelmiyor?
Buca'da bankamatik personel olduğu ortaya çıkan, sırf bu rezalet ortaya çıktı diye ballı maaşına veda etmek zorunda kalan CHP Kadın Kolları İzmir İl Başkanı Zahide Kurun'a neden soru soramıyoruz?
Neden, hiçbir şey olmamış gibi kadın kollarındaki koltuğunda oturmaya devam ettiğini sormak suç mu?
Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki'nin, ''Bankamatik personelin zararını cebimden ben ödeyeceğim'' demesine rağmen, söz konusu kişinin emir kulu olmasının dışında günahı olmayan müdürünün kredi çekip zararı karşılamasındaki garipliği neden soramıyoruz?
Kim ödedi o kamu zararını? Sormak suç mu?
Cemil Tugay'ın Meslek Fabrikası'nda başlattığı direnişi o konuda tek bir gelişme yaşanmamışken sonlandırmasını neden sorgulayamıyoruz?
Ne oldu? Ne değişti?
Onlarca muhatabına, yüzlerce soru, hiçbirine cevap yok. Neden?
Çünkü bu adamlar, sandıktan çıkınca kutsal bir zırha bürünüyor.
Hangi sandıktan çıktığının önemi yok, yeter ki çıkacak bir sandık bul.