Merhaba,

Bugün size bir rota çizmeyeceğim.
Ne bir şehirden söz edeceğim ne de bir anıtın gölgesinde duracağız.

Bugün, hepimizin adını çok iyi bildiği ama belki de anlamı üzerinde yeterince durmadığı bir günün kıyısında beklemek istiyorum:

14 Şubat.

Kimimiz için heyecan,
kimimiz için hüzün,
kimimiz için sıradan bir tarih…

Ama kabul edelim —
bugün kalbe dokunmadan geçmez.

Hikâye çok eskiye uzanır.

Antik Roma’da 14 Şubat, evlilik ve kadınlık tanrıçası Juno’ya adanmıştı.Ertesi gün kutlanan Lupercalia’da gençler kura ile eşleşirdi.

Düşünsenize…
Bir isim.
Bir tesadüf.
Bir bakış.

Belki ilk gülümseme, belki de hayat boyu anlatılacak bir başlangıç.

Aşk, bazen gerçekten bir kura kadar rastlantısal değil midir?

Yüzyıllar geçti.

Ritüeller değişti,inançlar dönüştü.

Ama insanın kalbi…O hep aynı kaldı.

Whatsapp Image 2026 02 14 At 09.46.26

Efsaneye göre Roma İmparatoru Claudius II, askerlerin evlenmesini yasakladı.Mantıklı gerekçeleri vardı elbette.
Ama Valentine’in kalbi mantıktan değil, aşktan yana attı.Âşıkları gizlice evlendirmeye devam etti.

Sessiz, gösterişsiz ama derin bir direniş…
Yakalandı.
Hapse atıldı.
Ve idama mahkûm edildi.
Rivayet o ki…
Valentine, hapiste gardiyanın kızına âşık oldu.

Ve 14 Şubat günü, idama giderken ona bir mektup verdi.

Altında şu imza vardı:
“Senin Valentine’in.”

Belki tarihin en kısa,en sade,en ağır aşk cümlesi.
Çünkü bazı duygular uzun uzun anlatılmaz.Sadece hissedilir.

Bugün sokaklar çiçek kokuyor. Vitrinler kırmızıya boyanmış,
restoranlar dolu,telefonlar mesajlarla titreşiyor.

Ama 14 Şubat’ın gerçek anlamı belki de şurada saklı:

Birine “iyi ki varsın” diyebilmekte…

Bir mesaj göndermekte…
Bir el tutmakta…
Ya da sessizce birini hatırlamakta.

Çünkü aşk yalnızca birlikte olmak değildir.
Bazen beklemektir.
Bazen özlemektir.
Bazen de kalbin bir köşesinde hâlâ yer açabilmektir.