Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, yoğun bir performans sergileyerek ülke genelinde halkla buluşmalar ve farklı çalışmalar gerçekleştirmeye devam ediyor. Ancak, Cumhuriyet Halk Partisi'nin TBMM'deki milletvekilleri ve yerel yöneticileri arasında, halkın gerçek sorunlarına değinen, kamuoyunda dikkat çeken ve somut çözümler üretebilen isimlerin sayısının ne yazık ki oldukça bir kaç kişi ile sınırlı olduğu gözlemleniyor.

Bu durum, özellikle partinin yıllardır güçlü olduğu şehirlerde seçmenler arasında ciddi bir memnuniyetsizlik yaratıyor.

Bu yazımda, İzmir’de görev yapan CHP’li genel ve yerel yöneticilerin performansını analiz ederek yapılan çalışmaların halkın beklentilerine ne kadar yanıt verdiğini ve İzmir halkının bugün gerçekten memnun olup olmadığını değerlendirmeyi amaçlıyor..

Ben kendimi bildim bileli, CHP uzun yıllar boyunca İzmir’i “kalesi” olarak görmüştür. Ancak, gelinen noktada bu algının ciddi şekilde zedelendiği açıkça görülmektedir. İzmir’deki yönetsel ve siyasi sorunlar artık sadece muhaliflerin değil, aynı zamanda partinin ileri gelenleri ve seçmenlerinın de yüksek sesle dile getirdiği bir şikayet haline dönüşmüştür.

Bu olumsuz durumun ortaya çıkmasında, izmirde siyaset yapmış partili duayenlerin görüşlerine göre iki temel hata öne çıkıyor.

Birincisi, milletvekili tercihleri konusuna değinmek gerekirse, İzmir’i Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde temsil eden bazı vekillerin, kent sosyolojisine yeterince hakim olmadığı ve saha çalışmalarında güçlü bir varlık ortaya koyamadığı görülüyor. İzmirli seçmenler, bu tür milletvekillerini genellikle "ithal aday" olarak nitelendiriyor.

İzmir’in sorunlarını Ankara’da etkin bir şekilde dile getiremeyen, suskun ve pasif bir profil çizen bu isimler, şehir adına önemli bir temsil eksikliği yaratmıştır.

Gelinen noktada bu milletvekillerinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde İzmir’i yeterince temsil edemedikleri, sahada beklenen etkinliği gösteremedikleri ve genel merkez politikalarında kentin sesini duyuramadıkları görülmektedir.

İkinci büyük sorun ise, yerel yönetimlerde yapılan tercihlerdir. Liyakat ve vizyon yerine farklı çıkar ilişkilere öncelik verilmesi, İzmir’i neredeyse bir yönetim krizine sürüklemiştir.

Günümüzde İzmir artık ciddi alt yapı sorunları ve çöp meselesi, kötü kokular ve bitmeyen grevlerle anılır hale gelmiştir. Bu durum yalnızca belediyecilik açısından bir başarısızlık değil, aynı zamanda yönetim beceriksizliğinin ciddi bir göstergesidir.

Daha da dikkat çeken bir nokta ise, bu eleştirilerin artık CHP’nin kendi içinden yükselmesidir. "CHP’nin kalesi artık İzmir değil" söylemi, yıllardır yapılan hataların açık bir itirafına dönüşmüş durumda.

İzmir seçmeni, ideolojik bağlılıktan ziyade kaliteli yönetim, dürüstlük, üretkenlik ve yaşamlarını kolaylaştıracak etkili yatırımlar bekliyor. "Nasıl olsa kazanırız" anlayışı, CHP'yi İzmir'deki seçimlerde uzun zamandır bir rehavete sürükledi. Bu durum tehlike geliyor sinyalleri veriyor.

Haklarını teslim etmek gerekirse, hükümet baskıları ve finansal zorluklara rağmen özveriyle çalışan bazı CHP’li belediyelerin varlığını da göz ardı etmemek gerekir.

Asıl problemlerden biri, milletvekilleri, yerel yöneticiler ve parti örgütleri arasındaki iletişim kopukluğu olup, bu da çözülmesi gereken önemli bir diğer mesele olarak öne çıkıyor.

CHP'nin İzmir'de güven tazeleyebilmesi adına, aday belirleme süreçlerinden yönetim anlayışına kadar her yönüyle kapsamlı bir özeleştiri yapması ve halk odaklı politikalara yeniden yönelmesi artık kaçınılmaz bir gereklilik haline gelmiştir.

Aksi durumda, bu sorun yalnızca seçim kazanma meseleleriyle sınırlı kalmayacak, aynı zamanda kentin etkili bir şekilde yönetilememesi gibi daha derin problemlere yol açarak ağırlaşmaya devam edecektir.