2025 yılı geride kalmış olsa da bu yılın izleri hepimizi derinden etkilemeye devam edecek. Çünkü bu yıl, ardı ardına gelen kötü haberlerle, adeta her şeyin üst üste bindiği bir "felaket yılı" oldu. Dünyanın zorlu mücadeleler içinde olduğu bir dönemde, Türkiye için süreç çok daha yıkıcı ve ağır geçti.

İklim Krizi: Bugünün Meselesi!
Yıllardır "geleceğin sorunu" diyenler şimdi neredeler? 2025 yılında Asya'dan Afrika'ya, Güney Avrupa'dan ülkemize kadar uzanan aşırı sıcak dalgalarına tanıklık ettik; ormanlarımız başta olmak üzere, her yer adeta alevler içinde kaldı. Milyonlarca insan yaşamını yitirdi, bir çok insan evlerini terk etmek zorunda kaldı..

Kuraklık tarımı tamamen etkisi altına alıp yok etti. Artık su bile bir lüks haline gelmiş durumda! Su güvenliği, herkesin özellikle siyasetçilerin bitmek bilmeyen tartışmalarının ortasında sıkışıp kalmış bir meseleye dönüştü. Bu konuda herkes konuşuyor, ama kimse çözüm üretmiyor.

2025 yılında çok sayıda çocuk işçiler ve kadınlar
hayatını kaybetti.
Ülkemizde çocuk işçiliğiyle ilgili ölüm haberleri neredeyse gündemden düşmedi. Küçücük çocuklarımızı az ücretle, güvensiz işyerlerinde çalıştırıyor, onları tehlikeli koşullara mahkûm ettik.
Kadına yönelik şiddet ve cinayetler ise her geçen gün arttı. Toplumun vicdanında derin bir yara var, ancak devlet dahil bu yaraya doğru dürüst bir çözüm getirilmedi.

Sosyal politikalar?
Koruyucu mekanizmalar?
Hep yalan, hep kurgudur!
Devletin en temel görevi neydi?
Yurttaşlarını korumak!
Ama bugün kimse kendini güvende hissetmiyor, kimse kimseye yardımcı olmuyor.

Sandık Var Ama irade Yok; Demokrasi Nerede?

Uluslararası raporlara baktığımızda gözlerimiz kamaşıyor: Türkiye, hukukun üstünlüğü ve basın özgürlüğü alanlarında en kötüler arasında! Yargı da bağımsız değil, herkes biliyor ama kimse söylemiyor.

İktidar 2025 yılında bir yandan barış sürecini başlatırken, diğer yandan seçilmiş belediye başkanlarını tutukladı, yerine kayyum atadı. Bu insanlar uzun süre hapiste kalıyorlar, hiçbir suçları olmadan.
Seçme ve seçilme hakkı da artık sadece bir "söz", halkın ne istediği önemli değil, kimlerin istediği önemli.
Sandık var ama özgür irade yok!

Sözde demokrasi var. 2025 yılında bir çok siyasi,aydın ve gazeteci cezaevinde tutuklu, devleti soyanlar ve torbacı'lar dışarıda.

Enflasyon kontrolden çıktı: Hayat giderek daha zorlaşıyor.

2025 yılını ekonomik açıdan değerlendiren sabit gelirliler, bu durumun ne kadar yıkıcı olduğunu hep birlikte yaşadık gördük. Enflasyon her geçen gün artarken işçiler, memurlar ve emekliler ne yaparsa yapsın gelirleri yetmedi. Kira, gıda ve enerji fiyatları adeta zirve yaptı. Bu durumda halkın sırtına ağır bir yük bindirdi.
2025 yılı ekonomiyi yönetenlerin enflasyonu düşürüyoruz sürekli söyledikleri yalanlarıyla bitti.

2025 yılında, altın ve döviz de artık "yatırım" değil, çaresiz umudun tek kalemi oldu. Altın rekor üstüne rekor kırarken parası olan herkes altına koştu. Çünkü Türk lirası değerini koruyamadı.

Türkiye de yoksulluk ve gelir adaletsizliği sıralamalarında başlarda yer aldı. Kimler zenginleşiyor, kimler fakirleşiyor, hepimiz biliyor ve görüyoruz, ama bir şey yapamıyoruz.

2025'in Bölgesel savaşlar ve dünyadaki istikrarsızlık, iç siyasette de etkisini gösterdi.
İç siyasette özellikle, bu yıl ana muhalefet partisi CHP'nin kurultayları ve iç tartışmaları da sıkça gündeme geldi.
Hem muhalefet hem de iktidar kanadında sıkça "yeniden yapılanma" ifadeleri dile getiriliyor;
Peki, gerçekten ne yapılıyor?
Cevap maalesef, pek bir şey değil.
Somut çözümler üretilmiyor, yalnızca taraflar arasında kayıkçı kavgaları sürüyor.
Peki, halk ne bekliyor?
Çözüm! Ancak ne yazık ki kimse bu beklentiye yanıt verecek bir öneri sunmuyor.

Son Söz: Ya Yeniden Yapılanırız ya da Yok Oluruz!

2025 yılı, Türkiye'nin sadece bir kriz dönemi değil, birbirini etkileyerek büyüyen onlarca krizin yılı oldu. İklim, ekonomi kriz, hukuk ve sosyal adalet gibi her alanda bir çöküşle karşı karşıya kalındı.

En temel mesele şu:
Demokrasi, hukuk, ekonomi, sosyal adalet ve çevre problemlerine bir bütün olarak çözüm getirilmediği sürece bu krizlerin sona ermesi mümkün olmayacaktır.

Umarım 2026 yılı, hepimize biraz huzur katsın, ülkemize barış gelsin. Çünkü artık dayanacak gücümüz kalmadı.