Gerçekten bu ülkede kimse üzerine düşen görevi tam anlamıyla yerine getirmiyor.
Soruyorsun: “Senin işin ne?”
Cevap hep aynı: “Her işi yaparım.”
Problem işte burada başlıyor. Herkes her şeye müdahil, ama kendi sorumluluğunu üstlenen yok.
Ülkemizde devlet bile devlete yakışır bir tutum sergilemiyor; vatandaşın hakkını savunup ona sahip çıkması gerekirken, neredeyse her konuya müdahale ediyor. Ama kendi asli görevlerini bir kenara bırakıyor.
Kurumlar deseniz yetkilerinin sınırını aşarken sorumluluk almaktan kaçıyor. Denetlemesi gerekenler ortalıkta yok, düzen oluşturması gerekenlerse sadece izlemekle yetiniyor. Bu yüzden gelişmiş modern bir ülke olamadık.
Esnaf sürekli "müşteri memnuniyeti" söylemini dile getiriyor, ancak sattığı ürünün sorumluluğunu üstlenmeye bile yanaşmıyor. Kalitesiz ve bozuk ürünler satarak, enflasyonu bahane edip aşırı kârlarla vatandaşı mağdur ediyor.
Peki ya üretim mi?
Gerçekten üretim yapan biri kalmış mı? Yok. Herkes aracılık, fırsatçılık ve günü kurtarma peşinde. İş ahlakı diye bir şey artık neredeyse unutulmuş durumda.
Ekonomiye gelirsek, üretmek kimsenin umurunda değil. Herkes ithalatçı, tüccar ya da komisyoncu olmanın derdinde. Yerli üretici ayakta kalmaya çabalıyor, ama ithalatçı yere göğe sığdırılamıyor.
“Her işi yaparım” diyerek yapılan plansızlık, üretim sektörünü ortada bırakmış.
İşçiler mi?
Sabah akşam emek harcayıp çalışıyor ancak hak ettikleri karşılığı bir türlü alamıyorlar. Asgari ücret sürekli gündemde olsa da, enflasyon ve hayat pahalılığıyla başa çıkmada yetersiz kalıyor. Bu durumu kabullenip karşı çıkmamayı tercih ediyorlar. Ancak, mevzu konuşmaya geldiğinde pek çoğu mangalda kül bırakmıyor, irade ve kararlılıktan dem vuruluyor.
Anlıyacağın herkes bulunduğu yerden ekonomi hakkında bir şeyler söyleyip farklı fikirler öne sürüyor; ne var ki, iş emeğin gerçek değerini teslim etmeye geldiğinde kimse bu sorumluluğu üstlenmek istemiyor. Herkes her konuda uzmanmış gibi bir tavır takınıyor, her şeyi biliyormuşçasına konuşmayı sürdürüyor
Adalete geldiğimizde ise ortalık daha da karışık. Herkes birilerini yargılıyor ama adaletli davranan kimse yok. Herkes kendini bilirkişi, hâkim ya da savcı yerine koymuş; buna rağmen gerçek adalet yerlerde sürünüyor.
Denetim yok, şeffaflık zaten hak getire. Vatandaşın hakkını arayabileceği düzgün bir kurum bile kalmamış, çünkü herkes başka birinin işine burnunu sokarken kendi görevlerini ihmal ediyor.
Ülkenin ilerleyememesinin asıl sebebi tam da bu. Çünkü “her işi yaparım” diyenlerin olduğu yerde, hiçbir iş düzgün yapılamaz.
Çözüm aslında oldukça basit:
Herkes kendi işini hakkıyla yapacak. Devlet devlet gibi yönetecek, Kurumlar kendi görevleriyle ilgilenecek, Esnaf işine sahip çıkacak, Vatandaş ise sorumluluklarının farkında olacak ve yerine getirecek.
Aksi halde bu düzensizlik sona ermez. “Herkesin işiyle ilgilenirim, ben hallederim” derken esas işleri birlikte baltalamaya devam ederiz.
Sözün özü:
“Herkesin her işi üstlendiği bir yerde, kimse kendi işini yapmaz.”