Üniversite okusun, vatanına, milletine hayırlı bir evlat olsun diye evlatlarını uğurlayan analar… 12 Eylül geldiğinde evladının yolunu gözledi... Kimi cezaevi kapılarında, kimi hastane köşelerinde, kimi sürgün yollarında evladından gelecek bir haberi bekledi.

O günlerde gençler, hangi görüşten olursa olsun, fikirleri ve inançları uğruna bedeller ödedi. Kimi cezaevine girdi, kimi işkence gördü, kimi sürgün edildi. Nice hayat yarım kaldı, nice ocaklara ateş düştü.

Peki, kim ağladı?

Analar ağladı…

Cezaevi önlerinde feryat figan bekleyen analar… Evladının sesini duymak, yüzünü görmek, bir kez olsun sarılmak için kapılarda günlerce bekleyen analar…

Onların gözyaşının rengi yoktu. Sağcısı, solcusu, ülkücüsü, farklı görüşlere sahip olanı… Her annenin yüreğinde aynı evlat acısı vardı.

12 Eylül, Türkiye'nin hafızasında kara bir dönem olarak yer etti. Gençlerin hayatlarını, ailelerin umutlarını ve toplumun vicdanını derinden yaralayan günler yaşandı.

Bugün bizlere düşen, geçmişin acılarını unutmamak; hangi görüşten olursa olsun, fikirleri nedeniyle bedel ödeyenleri, cezaevlerinde işkence görenleri, sürgün edilenleri ve hayatını kaybedenleri saygıyla anmaktır.

Bir daha analar ağlamasın.

Bir daha hiçbir anne, üniversite okusun diye gönderdiği evladını cezaevi kapılarında beklemek zorunda kalmasın.

Bir daha gençler fikirleri nedeniyle zulüm görmesin. Türkiye'de kardeşlik, adalet ve insan onuru hâkim olsun.

12 Eylül'ü unutmadık, unutmayacağız.

Tüm şehitlerimizi, mağdurlarımızı ve o kara günlerde evlatları için gözyaşı döken analarımızı rahmet, saygı ve minnetle anıyoruz.

Ruhları şad, mekânları cennet olsun...