Geçen hafta "Eğitim her bireyin hakkı!" başlığı ile Köy Enstitüleri'nden bahsetmiş. İzmir İnisiyatifi Derneği'nin İz Düşüm Projesi'ni anlatmıştım. Eğitimin ne kadar önemli olduğunu ve bu projenin birçok kişiye imkan sağlayacağını vurgulamıştım.

Yazım ile ilgili güzel yorumlar aldım. İki gün sonra yaşanmaması gereken iki acı olay başımıza geldi. Önce Şanlıurfa ardından Kahramanmaraş'ta iki öğrenci okuluna saldırdı. Arkadaşlarına, öğretmenlerine ateş etti. Yaralanan ve ölen öğrenci ve öğretmenler... Dinmeyecek bir acı...

Okul öğrencilerin ve öğretmenlerin ikinci yuvası... Hz Ali'nin söylediği "Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum" sözü ile tüm öğretmenlerimizi bir anne bir baba gibi görürüz. Hiçbir öğretmen, "işe gidiyorum" diye çıkmaz evden... Okula gider. Öğrencilerini eğitmeye, öğretmeye... Nasıl bir öğrenci okulunu eline geçirdiği soğuk metal bir parça ile tarayabilir? Bu kin ve öfke neden kaynaklanıyor? Bu iki öğrencinin psikolojisi ailesi ya da okulda görevli PDR uzmanı tarafından nasıl farkedilmez?

Bu sadece televizyonda izlediği dizi etkilenmesi olarak anlatılamaz. O kötü dünya içinde iyileri örnek almak varken neden kötü kahraman olur. Diziler, filmler, oyunlar bize ayna tutar ve o kötü yaşamın mutsuzluk getirdiğini gösterir aslında...

Eğitim ailede başlıyor...

Biz çocuklarımıza, anne ve babamız da bize ilk eğitimi verdi. Belki de biz çocuklarımıza yanlış mesajlar verdik. Kendi çocukluğumuzda yaşayamadığımız serbestliği onlara sunduk. Ne istedilerse ertesi gün önlerindeydi. Mutsuz, beklentisiz, huzursuz bireyler yetiştirdik. Ceplerine para koyup, okula gönderdik. Onlarla konuşmadık. Hayatın koşuştırmasına daldık. Okulda yaşadıkları bizi pek ilgilendirmedi. Oysa onların anlatacakları vardı. Dinlemedik...

Şimdi onları fark etme zamanı...

Hatadan dönme vakti... Artık evde çıcuklarımızla nitelikli vakit geçirme, onları fark etme zamanı... Sadece onları dinlemek birçok problemi çözecek. Çocuklar konuşurken ne çok bilgi verir size... Size güvenirse, uçurumdan dönebilir.

İki ilimizde yaşananlar gençlerin feryadı aslında... Umutsuzluğu, kaygısı... Biz dinlemeyince bilgisayarın ardında birileri dinliyor. Sonunda onun kuklası oluyor. Sadece yapay zeka ile konuşan ne kadar çok genç vardır. Sırf biz onları dinlemiyoruz diye... Konuşarak her iş çözülür. Yeter ki dinlemeyi bilin. Eleştirmeden, yargılamadan sadece dinleyin. Empati kurun. Bir zamanlar biz de çocuk olduk...

Haydi bırakın yazıyı okumayı çağırın çocuğunuzu yanınıza... Başlayın sohbete... Sohbetin yanında ne içelim? Bir kahve... O gençlerin sevdiklerinden...

Haftaya görüşebilmek dileğiyle...