“Vicdan”, nedir?
Şudur!
Sizin... Bizim... Hepimizin...
Özgün davranışlarımızın...
Ahlaki değerlere göre yargılamasını sağlayan içsel bir mekanizma...
Belki de...
En anlamlısı şöyle:
“Doğruyu, yanlıştan ayırt etme yetisi ve iç sesimiz!..”
Ancaaak!
“Vicdan” için daha anlamlı bir örnekten de söz edebiliriz!
Mesela...
“Vicdan” deyince...
Kalbiniz...
Büyük olasılıkla şöyle seslenecektir size:
“İnsanoğlu’nun vicdanı, aslında...
O kişiye...
Kendi eylemlerinden sorumlu olduğunu(!) hissettiren...
Hatta...
Ahlaki oto-denetim sağlayan ve dahi...
İç Mahkeme” olarak adlandırılan ruhsal bir yapıdır ve...
Büyük / küçük demez; hepimiz için geçerlidir!”
*
10 gündür...
Türkiye’nin panoramasında “acıklı” bir tablo var...
Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde...
SSS Holding’e bağlı Doruk Madencilik’te çalışan işçiler...
İddiaya göre...
Aylarca ödenmeyen ücretleri, kıdem ve ihbar tazminatları için...
13 Nisan’da Ankara’ya yürümeye başladı...
Onlar yola çıkalı neredeyse 10 gün oldu...
Nisan’ı uğurlamak üzereyiz ama hava buz gibi...
İşçiler, emekçiler üşüyorlar ve acı çekiyorlar...
Hepsinden önemlisi, rızaları alınmadan...
Ücretsiz izne çıkarıldıkları için ve dahi...
Sendikalı oldukları halde işten atıldıkları için...
Perişan durumdalar...
Ama...
Sonuna kadar direneceklerini Türkiye’ye seslendiriyorlar...
*
O maden işçileri...
Eşi, benzeri olmayan bir “görsel”i hayata taşıdılar...
Takvimler Nisan ayını gösterse de...
Hatta...
Bahar “geldim ben” dese de...
Özellikle gece buz gibi havada...
Alın terlerinin hakkını alabilmek için...
“Üstü çıplak” yürüyorlar!
Ve yine ilk kez...
Çıplak vücutlarına...
Hiç çekinmeden...
“Şimdi daha da açız!”...
“Çok bağırdık, artık susuyoruz!”
Diye yazdılar...
Bir de o işçilerin yolunu bekleyen eşlerini, çocuklarını düşünün...

*
Bu arada...
Polis’in “müdahalesini” izlediniz mi TV’de?
Arbede ve gözaltı…
Demokratik ülkelerde bu yürüyüşe koruma verilir...
Güzergah açılır...
Belki bir “sayın yetkili” kapıya çıkar, dinler emekçileri...
Hak aramak ne zaman suç oldu ki?
Ama bizim güzel ülkemizde farklı muamele görüyor...
Emekçi, haklı olarak diyor ki:
“Her şeye üzülmekten, başkaları adına utanmaktan yorulduk...”
Ne kadar acı bir ifade değil mi?
Ama aynı zamanda “gördüğümüz” bir film...
*
Türkiye'de grev yapan işçilerin...
Vücutlarına yazı yazarak eylem yapmaları...
Özellikle “1970'ler ve 1980'li yılların sonrası”nda...
Sendikal mücadelenin yoğunlaştığı ve...
İşçilerin taleplerini daha görünür kılmak istedikleri dönemlerde...
(Çoğunlukla 1987-1988 dönemi ve 1990'ların başı...)
Başlamıştı ama...
Bu kadar da kalpleri paramparça etmemişti...
50’li yaşları geride bırakanlar hatırlar...
Bir zamanlar...
İşçiler, özellikle sendika hakkının kısıtlandığı...
Veya grevlerin yasaklandığı/ertelendiği dönemlerde...
Seslerini duyurmak için göğüslerine veya sırtlarına...
“Grev”... “Direniş” ve “Ekmek Yoksa Barış da Yok”...
Gibi sloganları yazarak dikkat çekici eylemler yapmışlardı...
Ama bugünlerde yaşadıklarımız farklı...
Bugün...
Emekçiler...
“Başkaları adına utanmaktan yorulduk...”
Diyorlar!
Yetmez mi?
İlla ki...
“İnsani duygular bazı işverenler tarafından...
Fi tarihindeki olduğu gibi törpülenmeye devam mı etsin?”
*
Bitiriyoruz...
Eskilerin sık sık dile getirdiği şahane ama çok acıklı bir hayat ifadesi vardır:
“Bu kervan, yoksul... aç... çıplak” yürümez...”
Anlamı şudur:
“Mevcut gidişatın, yöntemlerin veya sistemin...
Sürdürülebilir olmadığını, bu şekilde devam ederse işlerin sonunda bozulacağı veya...
Başarısızlıkla sonuçlanacağı kesindir!”
Nokta...
Hamiş: “Grev hakkı, demokratik bir toplumun temelidir; emeğe saygı ise grev hakkına saygıdan geçer...”
Sonsöz: "Ah vicdan neredesin?" ifadesi, genellikle adaletsizlik, merhametsizliğin öne çıktığı veya ahlaki değerlerin yitirildiği durumlarda duyulan çaresizliği, isyanı ve özlemi dile getiren sitemkar bir sözdür...”