Bir Büyükşehir Belediye Başkanı hücresinden sesleniyor…

İzmir’e…
Türkiye’ye…
Ama en çok da adalete…

Hakimlere…
Savcılara…

Ve soruyor:

“Ben neden tutukluyum?”

Bu, bir siyasetçinin sorusu değil.

Bu, bu ülkede yaşayan her vatandaşın sorusu.

Ama ortada bir tuhaflık var:

Soru var…
Cevap yok.

+++

Tunç Soyer cezaevinden yazıyor:

Üç dosya…
Üç tutuklama…
Biri düşüyor…
İkisi elde kalıyor…

Ama ortada hala aynı boşluk:

Ne somut suç var,
Ne para var,
Ne delil var…

+++

Birinci dosya…

“Nitelikli dolandırıcılık” deniyor.
İddianame yazılıyor.

Ve sonuç?

Kamu zararı yok.
Kişisel menfaat yok.

Yani suç yok.

Hakim ne yapıyor?

Tahliye ediyor.

Ama…

Kapı açılmıyor.

Çünkü bu kez devreye “yedek dosyalar” giriyor.

+++

İkinci dosya…
Üçüncü dosya…

“Zimmet” deniyor…
“Zimmete yardım” deniyor…

Ama…

İddianame yok!

Dokuz buçuk ay geçmiş…

Ve hala bir savcı çıkıp şunu diyemiyor:

“Suçun bu!”

+++

İddia ne?

Kooperatif modeli…

Yani müteahhit karını ortadan kaldıran, vatandaşı daha düşük maliyetle konut sahibi yapmayı amaçlayan bir sistem.

Peki ne oluyor?

Önce bu model durduruluyor…
Sonra aynı sözleşmelerle yeniden başlatılıyor!

Şimdi soralım:

Suç model mi?
Yoksa suçlanan model mi?

+++

Gelelim işin turnusolüne…

MASAK raporu.

Hani şu paranın izini süren rapor…

Ne diyor?

Yıllara yayılan inceleme…

Ve sonuç:

Tek bir şüpheli para hareketi yok!

Ne bağlantı var…
Ne çıkar ilişkisi…
Ne kişisel kazanç…

Hiçbir şey yok!

+++

O zaman soralım:

Cebine tek kuruş girmemiş bir insan
“akçeli suç” nasıl işler?

Bu soru zor değil.

Ama cevabı yok.

Dokuz buçuk aydır yok.

+++

Ne var peki?

Ne bir belge…
Ne bir tanık…
Ne bir HTS kaydı…

Ama…

Tutukluluk var!

Ve bir kentin seçilmiş belediye başkanı, delilsizliğin içinde özgürlüğünden mahrum bırakılıyor.
Eşinden, çocuklarından, İzmir’den, İzmirli’den ayrı tutuluyor.

+++

Asıl tehlike burada başlıyor.

Bu mesele artık bir kişi meselesi değil.

Bu mesele…

Adalet meselesidir.

Çünkü eğer bir gün
bir insanın suçu söylenmeden tutuklanması normalleşirse…

Ertesi gün herkes için mümkündür.

Susmak…

Görmezden gelmek…

Yazmamak…

Bunların hepsi bu düzene sessiz onay vermektir.

+++

Unutmayalım:

Bir insanın özgürlüğünü elinden almak için

şüphe yetmez.
İhtimal yetmez.
Varsayım yetmez.

DELİL gerekir!

+++

Ve bugün…

Delil yok.
Ama tutukluluk var.

İşte bütün mesele bu.

+++

Son söz:

Suç yoksa…
Tutukluluk neyin cezası?

Cevabı tek kelime:

ZULÜM.