“Umarız tüm taraflar barış için tüm fırsatları ve fırsat pencerelerini değerlendirir ve barış sürecini en kısa zamanda başlatır. Çin, tarafsız ve objektif bir duruş sergilemeyi sürdürecek, diğer ülkelerin egemenliğine yönelik ihlallere karşı çıkacak, çatışmaları sonlandırmak ve barışı teşvik etmek için etkin şekilde çalışacak, bölgesel barışa ve istikrara kendini adayacaktır.”
Çin böyle diyor.
Şimdi bu metni düz okuyup “barış çağrısı” deyip geçersen, hiçbir şey anlamamış olursun.
Bu açıklama, satır aralarında çok net bir strateji barındırıyor.
Önce şunu koyalım:
ABD–İran gerilimi sadece iki ülke arasında bir mesele değil. Bu işin arkasında Çin faktörü de var. Çünkü bugün İran, Çin için sadece bir ülke değil; enerji hattı, ticaret kapısı ve stratejik dayanak noktasıdır.
Ama Çin’in bu açıklaması şunu gösteriyor:
İran için risk almaya niyeti yok.
“Tarafsız ve objektif duruş” ne demek?
Açık konuşalım:
Taraf olmayacağım demek.
“Egemenlik ihlallerine karşı çıkacağız” ne demek?
Eğer İran kontrolsüz bir hamle yaparsa, seni savunmam demek.
“Barış süreci başlatılsın” ne demek?
Gerilimi büyütme, beni bu işin içine çekme demek.
Çin aslında İran’a şunu söylüyor:
Ben seninle ticaret yaparım.
Enerji alırım.
Seni tamamen yalnız bırakmam.
Ama senin savaşına da girmem.
Çünkü Çin’in önceliği İran değil.
Çin’in önceliği:
Enerji akışının kesilmemesi,
Ticaret yollarının kapanmaması,
Ve en önemlisi ABD ile doğrudan cepheleşmemek.
Eğer ABD gerçekten İran üzerinden Çin’i sıkıştırıyorsa, Çin’in vereceği en rasyonel cevap tam da budur:
Mesafeli durmak.
Kontrollü davranmak.
Taraf olmamak.
Yani mesele şu:
Çin, İran’ı gözden çıkarmıyor…
Ama İran için de kendini ateşe atmıyor.
Bu yüzden bu açıklama ne tam destektir, ne de kopuştur.
Bu açıklama açık bir denge politikasıdır.
Ve tek cümleyle özeti şudur:
Çin, İran’ın yanında durur… ama arkasında durmaz.