İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un “Suriye ile barış içinde yaşamak istiyoruz” açıklaması ile Donald Trump’ın “Yaptırımları kaldırdık, Suriye nefes alıyor” sözleri, basit diplomatik nezaket cümleleri değildir.
Bu iki açıklama birlikte okunduğunda, Suriye sahasında yeni bir jeopolitik dönemin başladığını göstermektedir.
Uzun yıllar boyunca Suriye, küresel güçlerin vekalet savaşına sahne oldu. Devlet dışı silahlı yapılar kullanıldı, otonomi projeleri üretildi, parçalanma senaryoları servis edildi. Ancak bugün tablo değişmektedir.
Artık büyük aktörlerin önceliği şudur:
Kaos değil istikrar,
Parçalanma değil bütünlük,
Milisler değil devlet.
Herzog’un “Suriye ile barış içinde yaşamak istiyoruz” cümlesi, İsrail açısından bile istikrarlı bir merkezi Suriye devletinin artık tercih edilir görüldüğünü gösterir.
Trump’ın yaptırımların kaldırıldığını açıklaması ise daha da açıktır: Suriye artık sistem dışına itilen değil, sistem içine alınmak istenen bir aktördür.
Bu ne anlama geliyor?
Bu, vekalet örgütlerinin işlevini kaybettiği anlamına gelir.
Bu, SDG/YPG/PKK gibi yapıların artık stratejik değer değil, sorun üretmeye başlayan unsurlar olarak görülmeye başlandığı anlamına gelir.
Bu, Suriye’de “tek devlet, tek ordu, tek egemenlik” fikrinin güç kazandığı anlamına gelir.
Bu yeni tabloda en tutarlı pozisyonu kim almıştır?
Türkiye.
Türkiye yıllardır şunu savunuyordu:
Suriye’nin toprak bütünlüğü korunmalı
Terör yapıları tasfiye edilmeli
Merkezi devlet güçlenmeli
Bölge istikrar kazanmalı
Bugün ABD’nin ve İsrail’in geldiği nokta, fiilen Türkiye’nin yıllardır söylediği noktadır.
Bu bir diplomatik zafer değil sadece; bu aynı zamanda stratejik bir doğrulanmadır.
En önemli mesele şudur:
Bu süreç Kürtlere karşı değildir.
Bu süreç, Kürt halkını silahlı yapılara mahkûm eden anlayışa karşıdır.
Silahı kutsayanlar değil, siyaseti güçlendirenler Kürt halkının gerçek çıkarını temsil eder.
Kürt gençlerini sürekli çatışmaya sürükleyenler değil, onları normal hayata, eşit yurttaşlığa, güvenliğe taşıyanlar gerçekten Kürtlerin yanında durur.
Yeni dönem şunu dayatmaktadır:
Devletler kalıcıdır, örgütler geçicidir.
Egemenlik meşrudur, vekalet yapıları kırılgandır.
İstikrar kazanır, kaos tükenir.
Bugün Suriye’de kurulan yeni denge, sadece Şam’ın değil; Ankara’nın, bölge halklarının ve hatta uzun vadede Kürt toplumunun da lehinedir.
Çünkü gerçek şudur:
Silahla kurulan hiçbir yapı kalıcı olmamıştır.
Ama devlet çatısı altında kazanılan haklar kalıcıdır.
Yeni çağ başlamıştır.
Ve bu çağda örgütler değil, devletler konuşacaktır.