Siyasette çok eski ve kirli bir yöntem vardır: Önce yalan söyleyerek sahte bir tehdit üretirsin. Sonra o tehdide karşı milleti mücadeleye çağırırsın. Gerçekte ortada bir sorun yoktur. Ama propaganda ile varmış gibi anlatılır. Sonra ne olur? Televizyonlar konuşur. Gazeteler yazar. Sosyal medya tekrar eder. Ve bir süre sonra insanlar gerçekten böyle bir tehlike olduğuna inanmaya başlar.
İşte buna algı operasyonu denir. İşte buna sahte kriz üretmek denir. İşte buna korku siyaseti denir. Bugün bunun en tipik örneklerinden biri de şudur: Bazı parti başkanları çıkıp sürekli aynı şeyi söylüyor: “Anayasa değiştirilecek… Türklük ve vatandaşlık tanımı kaldırılacak… Biz de buna karşı mücadele edeceğiz.”
Peki ortada ne var? Meclise gelmiş bir teklif mi var? Hazırlanmış bir anayasa metni mi var? Somut bir düzenleme mi var? Yok. Ama buna rağmen millete bir büyük tehdit varmış gibi anlatılıyor. Yani önce hayali bir tehlike üretiliyor, sonra o hayali tehlikeye karşı kahramanlık siyaseti yapılıyor. Bu siyaset değildir. Bu manipülasyondur. Bu milletin aklıyla alay etmektir.
Gerçek siyaset hayali düşmanlar üretmez. Gerçek siyaset sahte krizler icat etmez. Gerçek siyaset gerçek sorunları çözer. Ama sahte siyaset ne yapar? Sorun çözemez. Bu yüzden sahte sorun üretir. Millet artık şunu çok iyi görüyor: Ortada sorun yokken “tehlike var” diye bağıranların çoğu zaman tek amacı vardır:
Milleti korkutarak siyaset yapmak. Ama bu millet artık korku siyasetini de algı operasyonlarını da çok iyi tanıyor. Çünkü hakikat basittir: Gerçek sorunlar çözüm ister. Sahte sorunlar ise propaganda. Ve propaganda ile millet sonsuza kadar yönetilemez.