Ceza yargılamasının en temel ilkelerinden biri savunma hakkıdır. Sanık, kendisini en güçlü şekilde savunabilmeli; avukatı da müvekkilinin haklarını korumak için her türlü hukuki argümanı ileri sürebilmelidir. Bu, hukuk devletinin vazgeçilmez şartıdır. Savunma hakkı olmayan bir yargılama, adalet üretmez.

Ancak son yıllarda bazı davalarda farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Bazı savunma ekipleri, hukuki savunma yapmak yerine neredeyse bütün enerjilerini mahkeme heyetiyle tartışmaya, mahkeme başkanına saldırmaya ve duruşmayı gerilim sahasına çevirmeye ayırmaktadır. Savunmanın merkezinde artık dosya, delil ve hukuk değil; sürekli tekrar eden ithamlar, polemikler ve gerginlikler yer almaktadır.

Oysa savunmanın görevi mahkemeyi hedef almak değildir. Savunmanın görevi, dosyayı hukukla çözmektir.
Bir ceza dosyasında güçlü bir savunma şu soruların cevabını arar:
Deliller hukuka uygun mu?

İddia edilen suçun unsurları oluşmuş mu?
İspat standardı sağlanmış mı?
Sanığın lehine olan hususlar yeterince değerlendirilmiş mi?
Gerçek savunma, bu sorular üzerinden yürür. Mahkeme ile sürekli polemik üretmek üzerinden değil.
Elbette avukatlar gerektiğinde mahkemeyi sert biçimde eleştirebilir. Yargılama hatalarını göstermek, savunma hakkının bir parçasıdır. Ancak eleştiri ile saldırı arasındaki çizgi kaybolduğunda ortaya çıkan şey artık savunma değil; yargılamayı kilitlemeye yönelik bir gerilim stratejisi olur.

Bazı dosyalarda bu yöntem bilinçli olarak kullanılmaktadır. Amaç çoğu zaman tutanak üretmektir. Duruşmada yaşanan tartışmaların tutanağa geçirilmesi, daha sonra üst mahkemelerde “savunma hakkı kısıtlandı” iddiasına dayanak yapılmaya çalışılır. Böylece yargılamanın esasından ziyade, usul tartışmaları üzerinden bir sonuç elde edilmesi hedeflenir.
Oysa adalet sistemi bir gerilim sahnesi değildir. Mahkeme salonu, bağırış çağırışın değil; hukuk konuşmanın yeridir. Savunma makamının gücü de yüksek sesinden değil, hukuki derinliğinden gelir.

İyi bir savunma mahkemeyle kavga ederek değil, dosyayı çözerek kazanılır. Delilleri çürüten, hukuki çelişkileri ortaya koyan, mantıklı ve sistematik bir savunma; en sert tartışmadan çok daha etkili olur.
Sonuç olarak mesele şudur:
Savunma hakkı kutsaldır. Ancak savunma hakkını kullanmak ile yargılamayı sürekli gerilim alanına çevirmek aynı şey değildir.
Adalet, polemikle değil; hukukla tecelli eder.