Doğanın kış uykusundan uyanıp canlanmaya başladığı günlerde Bergama’daydık.
Aliağa’ya kadar pek göremediğimiz papatyaların Bergama toprağında depreşircesine bolluğuna tanık olunca anladım ki Bergama toprağının mineralleri papatyalar için bulunmaz bir ilaç!
Martın ortalarına doğru coşmuş da coşmuş papatyalar.
Ben de o nazenin papatyalar gibi coşuyorum bu toprağa adım atınca. Eşimle eşyalarımızı eve bırakıp atladık dolmuşa ve doğruca İstiklal Meydanı’na…
İlk olarak belediyeden emekli/ gazeteci Sertan Ergit’e uğradık. 45 dakika kadar onunla lafladık. Arasta’dan gelen Ahu Hanımla beni tanıştırırken ‘’Recai Hocam, Bergamalıdır. Şimdi İzmir’de oturuyor.’’deyişi beni öyle mutlu etti ki görmeliydiniz keyfimi...
İkinci durağımız Mehmet Ecevit Cambaz’dı ama yerinde bulamadığımız için Arasta’ya devam ettik. Ayakkabıcı Alaattin’e uğradık ayaküstü. Ayakkabılarımı hep ondan alırım. Ardından Mustafa Durmaz… Bergama’nın en ince, en ağırbaşlı yurttaşlarındandır Mustafa Bey. Hacıhamzalar’ın, daha doğrusu Kozak yaylasının sit alanı ilan edildiğini ondan öğrendik. Onun CHP’ye üye olmasını öyle çok istiyorum ki…
Ve CHP İlçe Başkanlığı… Sevgili arkadaşlarımlayız yine… Kapısından girerken eşime Bergama CHP’nin adeta kadınlar imparatorluğu olduğunu söyledim yine. Daha önce de kim bilir kaç kez söylemişimdir. İçeri girer girmez de yanılmadığımı bir kez daha gördüm/ yaşadım. İşte yine karşımdalar Semra Hanım, Serpil Hanım, Figen Hanım, Gülten Hanım, Tuğba Hanım, Emine Hanım ve diğerleri.
Bu kez Nafize yok ortalıkta. Ama eşi burada…
İzmir ve çevresinde hiçbir ilçe örgütünde kadınların bu denli aktif olduğu bir başka ilçe örgütü yok! Kesin konuşuyorum, çünkü diğer ilçe örgütlerine de Selahattin Tural ile, Tanju Çelik ile defalarca gitmişliğim ve tanıklığım var. Kendimi kaybedip her birine sarılasım geliyor bazen. Bergama’nın yiğit kadınları onlar!
Evine, çocuğunun eğitimine, eşine ve partisine sahip çıkan güzel kardeşlerim benim!
Öyle güzel bir iki saat geçirdik ki burada, sormayın… Sadece ben mi çok seviyorum onları? Hayır! Onların da beni çok sevdiğini adım gibi biliyorum.
Başkanlık odasından çıkan İsmail Durmaz, kitaplığın yanında oturan Figen Hanımı, eşimi, Serpil Hanımı ve beni görüverince dinlemeliydiniz neler konuştuğunu. Üzerime doğru gelirken karşımdaki kişi Bergama ilçe örgütünün başkanı olan İsmail Durmaz değil de kızım Deniz, oğlum Barış, yeğenim Janset ya da rahmetli annemdi sanki…
Nasıl bir duygudur bu, doğrusu anlamakta ve anlatmakta ben de sıkıntı yaşıyorum. Sarılıp kucaklarken onu sanki karşımdaki sanırsınız ki öz be öz kardeşim olan biri…
Her yerde anlatır dururum. Çatı Bostanlı’da hemen hemen hepsi sıfır kitaptan oluşan bir kütüphane kurduk. Sayısını ben, emekli tarih öğretmeni Gündüz Özsoy ve kitap kulübü üyesi olan altı kadın arkadaşımız biliyor ama Çatı Bostanlı’nın çalışanları kütüphane kurulduğu günden bu yana kitapların envanterini bile çıkarmış değiller. Konuyla ilgili konuşsak da yazsak da fayda etmedi nedense… Burada kurduğumuz kitaplığa ise diyelim ki her gelişimde bir, üç ya da beş kitap mı getiriyorum, Tuğba Hanım hemen demirbaşa kaydediyor, excel program ile hemen bana gönderiyor. Oysa Tuğba Hanım ne bilgi/ Belge Yönetimi mezunu ne de belediyenin kültür müdürlüğü personeli…
Bergamalılık galiba işte böyle bir şey!
Her adım attığımda uğradığım adreslerden biri de Erol Engel’in sahibi olduğu sürücü kursu olur. Erol, Bergama’nın önemli kanaat önderlerindendir. Bir ara onun belediye başkanı olmasını bile istediğim günler oldu. Bergamalıları her ortamda temsil edecek güçte/ kapasitede biri olarak görürüm onu. Herhalde o istemiyor olmalı böyle bir sorumluluk almayı. Çevreci, toplumcu ve toparlayıcı biridir Erol.
Cumhuriyet Meydanındaki imzacı arkadaşları ziyaret etmezsek olmazdı. Devrimci Emekliler Sendikası Başkanı Feridun Çayır ile CHP’li arkadaşlara omuz vermeden gitmek olur muydu hiç?
Önceki ilçe başkanlarından Mehmet Ecevit Cambaz’ın ‘’Recai Hocam Bergamalıdır ‘’ sözü üç kadeh rakı içmiş gibi yaptı beni. Değmeyindi keyfime!
Ardından kızımız Deniz! Belediyeci olduğu günden bu yana makamında herhalde ikinci ziyaretimdi onu. İlkinde emekli vali Temel Koçaklar’la ziyaret etmiştik. Öyle yoğun oluyor ki işyerinde değil de evde görüşmeyi tercih ediyorum hep. Aslında bu kez de gitmeyecektik yanına. İmza toplayan arkadaşlarla konuşurken bir aracın içinden el sallayıp geçmişti önümüzden… Telefon edip çağırınca biz de rotayı ona çevirmek zorunda kaldık.
Saatler ne de çabuk geçiveriyor. Akşamı etmiştik ziyaretlerle…
Ertesi gün oğlumuz Barış/ siz onu damadım olarak bilin/ Deniz, eşim ve ziraat mühendisi Sumru Hanım ile ver elini Hacıhamzalar!
‘Rasime Şeyhoğlu Kültür Evi’ projemizi gerçekleştirmek istediğimiz adrese…
Hani şu odaları/ salonu Orhan Kemal- Sabahattin Ali- Feyza Hepçilingirler- Avram Ventura- Mehmet Atilla’nın adını taşıyacak olan kültür evi…
Bahçesinin adı Yaşar Kemal, bahçedeki fıstıkçamlarının Nazım Hikmet- Aziz Nesin- Fazıl Hüsnü Dağlarca- Cemal Süreya- Cahit Arf- Fazıl Say- Kemal Nehrozoğlu- Selim Karyelioğlu adlarını taşıyacağı Rasime Şeyhoğlu Kültür Evi…
Bilim- Sanat- Edebiyat ve eğitime öncelik veren kültür evi projesi…
Becerebilirsek, burada bir Fazıl Say konseri… Zülfü Livaneli ile bir akşam yemeği… Hidayet Karakuşlu/ Hüseyin Yurttaşlı/ Öner Yağcılı bir şiir dinletisi… Burçin Bükeli piyano dinletisi…
Özetle… I HAVE A DREAM!
Ben düş kurmasını çocukluğumdan beri severim.
İşte böyle bir düş benimkisi…
*
Bergama toprağına adım atınca İMAGİNE çalınıyor kulağıma hep nedense…
"Hayal edin/ Cennetin olmadığını/ Denerseniz bu oldukça kolay/ Altımızda bir cehennemin olmadığını/ Üstümüzde sadece göklerin olduğunu/ Hayal edin/ Bütün insanların bugünü yaşadığını..."
Bu dizeler o şarkının ilk yedi dizesi…
Ben de hayal ediyorum işte!
Siz de John Lennon’ın bu şarkısına kulak verin lütfen.
*
Aristonikos, Galenos, Bergamalı Kadri, Osman Bayatlı, Haluk Elbe, Bergama ile bütünleşmiş isimler…
Eyüp Eriş, Necati Karaçoban ve Sefa Taşkın da bugünün Bergamalıları…
Her birinin çok emeği var bu ilçede.
Günümüz Bergamalılarının demokratlığı/ hümanizması/ barışseverliği böylesi bir kültür mirasına sahip olmalarından gibi geliyor bana.
Her biri beni etkilemiştir.
Gel gör ki bu ilçenin ne kent müzesi var ne de kent konseyi!
Bu bir eksiklik değil midir?
Üçüncüsü…
Hellenistik Dönemde kurulan ve adı İskenderiye Kütüphanesi’nden sonra gelen Pergamon Kraliyet Kütüphanesi’nin kurulduğu bu ilçede yeniden çok görkemli bir kütüphane için belediye öncülüğünde bir kampanya başlatılamaz mı örneğin?
Dördüncü konuya gelince…
Kınık yol sapağı ile Bayatlı Kooperatif Evlerinin arasında bulunan ada…
Güzel sanatlar, estetik, mimari, görsel tasarım konusu olacak olan bu ada bomboş.
Doğumuzdaki İran ile Batımızda yer alan Yunanistan, Bulgaristan, İtalya topraklarına adım atacak olursanız ana yol üzerinde bulunan böylesi bir boş ada göremezsiniz. Ya çiçeklerle süslenmiştir ya metal ya da mermer heykellerle donatılmıştır veyahut da suyu her zaman akan bir havuza rastlarsınız.
Her defasında o adanın yanından geçerken bir eksiklik duyuyorum kendimde. Suçluluk psikolojisi yaşıyorum.
O koskoca adada mermerden mini bir Akropol- Asklepion -Kızıl Avlu maketi… Aristonikos/ Galenos/ Bergamalı Kadri/ Osman Bayatlı’nın el ele vermiş heykelleri…
Neden olmasın?
O Karayollarının işi diye suspus mu olalım yani?
Güzel Sanatlar Lisesi olan bir ilçede o adaya bir kimlik kazandırılmamış olması beni çok rahatsız ediyor.
Kaldı ki Bergamamız dünyanın en eski kentlerinden biri…
El ele verip o adaya bir kimlik kazandırılamaz mı?